<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?> 
  <rss version='2.0' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/' xmlns:wfw='http://wellformedweb.org/CommentAPI/' xmlns:dc='http://purl.org/dc/elements/1.1/' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom'>
    <channel>
      <title>islamGulleri.Gen.TR || islamGulleri.OrG Islami Web Site | Islami Sohbet |. Yeni Makaleler</title>
      <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/</link>
      <docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
      <atom:link href='http://www.islamgulleri.gen.tr/rss/rss_a.php' rel='self' type='application/rss+xml' />
      <generator>Self-created application</generator>
      <description></description>
      <copyright>wWw.X-iWeb.Ru</copyright>
      <language>ru-ru</language>
      <item>
        <title>SİYASET NE İÇİN YAPILIR</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=209</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=209</guid>
        <description><![CDATA[Misyonsuz siyaset yapanlar, genellikle siyaseti komisyon için yaparlar. Yap siyasetini al avantanı cinsinden. 

 

Bu memleketin başına öteden beri tebelleş olan mebzul miktarda siyaset komisyoncusu vardır. Siz komisyoncu siyasetçiyi çok iyi tanırsınız. O, milletin malını babasının malı sanır. Pişkindir. “Verdimse ben verdim” diyen bir tiptir mesela.

 

 

Siyaseti komisyon için yapar. Onun için de hiçbir misyonu yoktur. Hiçbir sabitesi yoktur. Önderi Makyavelli’dir. Tek ilkesi vardır: Çıkar. Siyasetinin ekseni yoktur. Aslında kendisinin ekseni yoktur. Onun için tek eksen vardır: Dün dündür bugün bugündür. 

 

Komisyoncu siyasetçi, kendisini “düdükçü” yerine koyar. İşi, parayı verene düdüğü çaldırmaktır. Hepsi bu. 

 

İkincisi vizyon için yapar. Siyaseti vizyon için yapanlar, onun “havasına” tav olurlar. Görenler önünde düğme iliklesinler, “vekilim” desinler, “başkanım” desinler, “efendim” desinler, “bakanım” desinler de, canını alsınlar. 

 

Dedik ya, onun siyaset yapma gerekçesi “vizyon” içindir. Siyaset kendisine albenili bir vitrin sağladığı için siyasete soyunmuştur. Her şey gösterişe ayarlıdır. Siyasete kattığı en ufak değer olamaz böylelerinin. Aksine kendileri siyasete “değer almak” için girerler. Çünkü kendi başlarına her hangi bir değerleri, her hangi bir kıymetleri yoktur. 

 

Oturdukları koltuğa değer katmazlar. Aksine tüm değerleri o koltuktan aldıklarıdır. 

 

Bazen öylesine değer yoksunu olurlar ki, sırf bir vitrine dönüşürler. Böylesi durumlarda sırtlarındaki elbise içindekinden daha fiyatlı olabilir. 

 

 

Siyaseti komisyon için yapanlar siyasetin “eşek arısıysalar”, siyaseti vizyon için yapanlar da siyasetin “yalancı peteğidirler”. İçlerinde bal olmaz. Balsız petek olmak onları pek de rahatsız etmez. Geriden petek gibi görünmelerini kârdan sayarlar. 

 

 

Üçüncüsüne gelince... 

 

Bunlar siyaseti misyon için yaparlar. Ne komisyon için yapmaya, ne de vizyona tav olmaya tenezzül etmezler. 

 

Misyonları bittiğinde siyasette onları kimse tutamaz. Onlar bal tuttukları parmakları bile yalamak yerine yıkamayı tercih ederler. Elleri yapış yapıl değildir. Siyasetin katma değeridirler. 

 

İyi de, bir şeyi misyon için yapmak, ancak belli bir “iddia”, bir “dava”, bir “ideal” sahibi olmakla mümkündür. 

 

İdeali olmayanın misyonu mu olurmuş? Davası, iddiası olmayanın misyonu ne ola ki? 

 

Siyaset yapan eğer Müslüman biriyse, elbette onun davası “iman davası”dır. O yaptığı siyaseti imanından bağımsız değerlendiremez. Allah’sız bir hayat alanı tasavvur edemez. Ederse Müslüman olamayacağını bilir. Siyaset alanını da Allah’tan arındıramaz Müslüman. 

 

 

Dolayısıyla o, “Paranın dini imanı mı olurmuş?” deyip de dinsiz imansız parayı yücelten, yani manevi bir “kara para aklama operasyonu” yapanların durumuna düşmez. Kara siyasetten kaçar. “Siyasetin dini imanı mı olurmuş?” demez, diyemez. Onun için insanın tüm eylemleri dinli imanlı ve ahlaklı olabileceği gibi dinsiz imansız ve ahlaksız da olabilir. 

O ne yaparsa yapsın yaptığının “salih amel” olma niteliği kazanması için çaba sarf eder. Siyaset de bir ameldir. Dolayısıyla siyasetin de “salih” olanı, “kazip” olanı, “fasık” olanı, “facir” olanı vardır. Fasık ve facir siyasetten şeytandan kaçar gibi kaçar. Salih siyaset yapmak için çırpınır. İşte siyaseti misyon için yapan bir mümine düşen de budur.

 

]]></description>
        <pubDate>Fri, 10 Jun 2011 12:32:25 +0100</pubDate>
        <category>Güncel Yazilar</category>
      </item>
      <item>
        <title>KALBİN TERBİYESİ</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=208</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=208</guid>
        <description><![CDATA[peygamber efendimiz 'insan vücudunda bir et parçası vardır o, düzelirse bütün vücud düzelir,o bozuk oldugunda bütün vücud ifsad olur.iyi bilin ki,o et parçası kalptir buyurmuştur. kalp imanın ve küfrün,sevgilerin ve nefretlerin, tüm duyguların, özelliklerde takvanın üretildigi yerdir.aynı zamanda kalp,bir tatmin odasıdır.insanın ikna olduğu yer gerçekte akıl değil kalptir.akıl düşünür,ölçüp biçer,elde ettiği verileri kalbe gönderir.kalp ikna olmuş ve huzur bulmuş ise mutmain olur.kalbi gerçekte mutmain edecek olan ise Allah ın zikridir. zikir Allah tan bize inen güzelliklerin tamamıdır.biz, bize inenleri idrak ederek rahman a tekrar sunabilirsek gerçek kul olmuş oluruz.'bunlar,iman edenler ve kalpleri Allah ın zikriyle mutmain olanlardır, haberiniz olsun,kalpler yanlızca Allah ı zikretmekle mutmain olur'.Rahman ,bizim başka şeylere yönelerek tatmin olmamızın mümkün olmadıgını söyleyereki bize kalp terbiyesini öğretiyor.kalp terbiyesinin yoluda Rahman ı bilinçli bir şekilde zikretmekten geçiyor.çünkü bir insanın kalbi terbiye olmuş ise artık o insanın tüm vücudu ve hayatı terbiye olmuş demektir.Allah ı zikretmek farzdır ve rahman ın bizdenkesin bir beklentisidir.]]></description>
        <pubDate>Mon, 30 May 2011 15:27:54 +0100</pubDate>
        <category>Islami Yazilar</category>
      </item>
      <item>
        <title>	 niceistanbul</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=207</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=207</guid>
        <description><![CDATA['Bu insanların tamamı muhakkak ağlıyorlardır haberlerde Lübnanlı çocukları görünce.'

Böyle düşündüm, Tekirdağ-Barbaros Limanı'ndan kalkan ve Marmara Adası'na giden arabavapurunda çocuklarını hırpalayan annelere, babalara, teyzeler, dayılara, büyük amcalara bakarak. 

Giderek bir &quot;çocuk işkencehanesi&quot;ne dönüşüyordu vapur. Küçük kız çocuğu düşüp başını çarptığı için tokat yiyor, tokadı yiyince ağladığı için bu kez bir kez daha vuruluyor. 

Diğer bir çocuk ondan ilham alıp mızırdanmaya başlayınca o da alıyor payını. Öteki bebek neredeyse boynu kırılacak şiddetle sarsılarak susturulmaya çalışılıyor. 

Karada, düğün arabasının önünü kesen küçük çocuklar arabadan hususi bu iş için çıkan damat tarafından öldüresiye dövülüyor, arabanın içinde bu adamdan çocuk yapacak bir gelin oturuyor övünçle ve bir millet böyle böyle büyütülüyordu... Ve muhakkak bu insanlar Lübnan'daki çocukları görünce ağlıyorlardı... Kendi çocuklarının Beyrut'una kör... 

Genç Beyrut
Bu memleketteki çocukların bir Beyrut'u var. Sonra büyüdüklerinde gençlerin başka ve daha büyük bir Beyrut'u. Düşünmemesi, konuşmaması, daha çok &quot;gençlere göre&quot; cep telefonuyla konuşması ve daha çok &quot;genç kredi&quot; kartı kullanması gerekiyor Beyrut'undaki gençlerin. 

İnsanı nefessiz bırakan bir taşra kasavetiyle ezilmeleri, babaları gibi oluncaya kadar ezilmeleri gerekiyor. Oysa, Radikal'in gençlik ekine bakıyorum. Onlarca genç, yeryüzüne, ülkesine ilişkin cümle kuruyor ve kurmak istiyor. Düşünmeyince, bilmeyince daha mutlu olacaklarına dair gürültülü bir propagandayla tepelerinde tepinen reklamlara, yaşam kültürüne inat, ellerine sağlık!- yazıyorlar. 

Onlar büyüyecek ve onlarla birlikte büyüyecek bu toprağın Beyrut'u. Terörle Mücadele Yasası'nı tanıyacaklar. Özgür Gündem gazetesini kapattıran, Elif Şafak'ı, Perihan Mağden'i, cezaevlerinde tek kişilik hücrelerde eritilen başkalarını susturmaya çalışan, &quot;herkes gibi konuşturmaya&quot; çalışan yasaları tanıyacaklar. 

Hukukçu Cumhurbaşkanı bile reddederken, kimse istemezken bir yasanın bir ülkeyi belinden biçebileceğini görecekler. Duman çıkmayan bir Beyrut bu, için için yanan. Denizine benzeyen Karadeniz insanlarının fındık için ve fındıkla yanması gibi, isyan ettikleri için çocuk gibi azarlanınca yandıkları gibi için için. 

İsrail'imiz bizim
Bursasporlu esnafın linç etmeye çalıştığı &quot;insansever&quot; insanların yandığı gibi önceki gün... Bugün Avukat Behiç Aşçı'nın tek başına ölüm orucuna yatması gibi F tipi hücrelere karşı... Daha önceki günlerde işkence gören altı yaşındaki Diyarbakırlı çocuklar gibi... 

Ne çok İsrail var bu ülkede, ne çok Beyrutlu çocuk... Ne fena bir Beyrut bu bizimkisi. Ateşkesi Lübnan'ınkinden daha imkânsız. Ateşi İsrail'inkinden daha zalim. Ne çok İsrail'iz biz birbirimize... Bizim Beyrut'umuz, doğar doğmaz başlayan, bir türlü sonu gelmeyen bir ülke. 

Ve hâlâ &quot;Ülkeyi ve dünyayı bilmeyince daha mutlu olursunuz&quot; diyor reklamlar. 
Ah! Bizi yanıttılar. Bak. Bilmeyince de mutlu değiliz. Daha çok cep telefonuyla konuşuyoruz, daha büyük indirimlerle, ama artık hiçbir şey diyemiyoruz. Daha çok kredi kartı kullanıyoruz. Fakat bak, hiçbir şeye sahip olamıyoruz. Giderek daha çok işgal ediyor İsrail'imiz bizi. Biz giderek çok Beyrut'uz...]]></description>
        <pubDate>Sun, 17 Apr 2011 12:34:22 +0100</pubDate>
        <category>CAN_YIKAN</category>
      </item>
      <item>
        <title>MAHMUT EFENDİ SOBETLERİ</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=206</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=206</guid>
        <description><![CDATA[EFENDİ HZ UMREDEKİ SOHBETİ
Tarih: Pts Mar 31, 2008 1:34 pm  

--------------------------------------------------------------------------------
 
Çok memnun oldum o kadar uzak yollardan geldiniz. 
Allah da sizi memnun etsin.Bugün okunan aşrı şerif 
Bakara suresi sayfa yirmi dört,ayet 151'den 154'e kadar. 
Meali: &quot;Nitekim (kıbleyi Kabeye döndürdüğümüz gibi) 
içinizde,kendinizden bir resul gönderdik.O size 
ayetlerimizi okuyor. Sizi (şirk vr günah kirlerinden) 
tertemiz yapıyor,size kitap(Kuran)ı ve hikmet(fıkıh ve süne)i tam manasıyla öğretiyor ve size hiç bilmediğiniz(düşünmeklede,bilmek imkanını bulamayacağınız nice) şeyleri ziyade bildiriyor.&quot; 
Cenab-ı Hak bize bizim cinsimizden bir resul gönderdi.Bize Allah'ın ayetlerini okuyor.Eğer Allahu Teala Resulullah'ı bize vasıta etmeseydi ebedi Allah'ın ayetlerini okuyamazdık.Bu ne büyük şey! Resulullah (s.a.v) bize kainatı ve her zerreyi yaratan Allah'ın ayetlerini duyuruyor,lakin kıymetini bilen az.İnsanlar dünyaya kaçıyor,dünya bizi çalıyor sonra kaldırıp atacak.Ahireti de kazanamadı isen ne olacak? 
O peygamber sizi maddi manevi kirlerden ve paslardan temizliyor.İnsanın inancıı kötü olursa su ile temizlenemez,bütün denizi döksen yine temizlenemez.Resulullahın getirdiği temizlik bizi temizliyor.Şirkler,küfürler isyanlar dolu ortalık ne olacak halimiz? 
Ayrıca Peygamber efendimiz bize Kuran-ı ve hikmeti(sünneti) öğretiyor,birde bilmediğimiz şeyleri öğretiyor. Bakara suresi ayet 152: 
&quot;Öyleyse siz beni(itaat ve ibadetle) zikredin(anın)ki, bende sizi (sevap ve mağfiretle) zikredeyim. Ve bana şükredinki (sakın bana) nankörlük etmeyin.&quot; 
Ayet 153:&quot;Ey iman edenler!Sabırla ve namazla (Allahu Teala'dan) yardım isteyin. Muhakkak Allahu Teala Hazretleri sabredenlerle beraberdir.&quot; 
Cenab-ı Hak buyuruyorki:&quot;Ey müminler! İki şeyle yardım talep edin:S abır ve Namaz.&quot; 
Sabretmezsen, namaz kılmazsan yardım yok. 
Ayet 154:&quot;Ve Allah(u Teala Hazetlerinin) yolunda öldürülenler hakkında ölüler demeyin.Bilakis (onlar) ,fakat siz (onların hayatını) hissedemez(anlayamazsınız)&quot; 
Cenab-ı Hak bunları bize okuyor,bunları düşünelim, anlamaya çalışalım.Elhamdülillah bu kadar tefsirler yazıldı.O yazıyıda biliyorsunuz,okuyup düşünelim,dert edinelim.Yan kesici Tv. insanı yandan kesiyor,yolundan alıkoyuyor,hiç haberin yok.O Tv. insanı uyuşturuyor,sabaha kadar uyutuyor.Ne ibadet,ne zikir,ne tevhid yaptırıyor.Öyle gidiyoruz, bakalım nereye gidiyoruz. Ahiretin iki tarafı var, ya cennet ya cehennem. Eğer Kur'anla yaşadı ise cennet bahçesindedir.Eğer Kur'ansız yaşadı ise cehennem çukurundadır. 
Cehennem çukurunda olmak ne zor şeydir. Onu düşünsen hiç yanlış yapmazsın,lakin düşünmüyoruz!Ölenler ne oluyor? Zannediyorlarki toprak dolu çürüdü gitti. Halbuki ne kayboldu ne bir şey.Beden topraktan alındı ,tekrar toprak olacak.Ruh çürümeyecek toprakda olmayacak.Eğer ruh bedenle bir arada iken islamı yaşadı ise yeri cennet bahçelerinden bir bahçedir.Eğer islamı yaşamadı ise cehennem kuyularındadır. 
Ruh eriyip çürümüyor.Dikkat edelim de kendimizi azaba düşürmeyelim.Nasıl azaba düşürmeyelim? 
Bazı hanımlar diyorki ben tv istemiyorum kocam istiyor.Bazı kocalarda diyorki ben tv istemiyorum karım istiyor.Bazende ana baba istemiyor çocuklar istiyor.Birbirimize hep bela oluyoruz.Yarın ahirette insan diyecekki niçin ben kocamı dinlemedim ,çocuklarımı dinlemedim.Mevla'nın sevmediği şeye baktım diyecek.Bunları düşünelim,bunlar hep sorulacak.Zikrullaha çok devam edelim.Onun sebebiyle bütün günahlar erir. 
&quot;Bir kez Allah dese aşk ile lisan 
dökülür cümle günah misli hazan.&quot; 
Eğer bir insan aşk ile bir kere Allah dese sonbaharda ağaçların yaprakları nasıl dökülürse öylece günahları dökülür,tertemiz olur.Müslümanlarla daima görüşelim,gafillerle görüşmeyelim.Zikrullaha devam edelim. 
-Efendi Hazretleri bir ihvanımızın kalbi sağ tarafta hapsi nefes dersini basıl yapacak? 
-Böyle şey olurmuymuş? 
-(Evet oluyor efendi hazretleri) 
-Soldan alacak yerde sağdan olacak zorluk yok. 
Kasas suresi sayfa 394,ayet 68:&quot;Habibim senin Rabbin dilediğini yaratır ve seçer&quot; 
Allahu Teala nasıl dilerse öyle yapar,Allah'a zorluk yok.Çok büyük Rabbimiz var,çok güzel bir dinimiz var. 
Ya Rabbi!Bu dini mübini islam'ı gönlümüze güzelleştir. 
Allah'ımızın dengi yok,Peygamberimizin dengi yok.Ama Allahu Teala 'nın ilah olarak dengi yok.Peygamber Efendimizinde peygamber olarak dengi yok. 
Hep büyük şeyler bu ümmete verildi,Elhamdülillah.Şükrünü ifa etmek çok büyük mesele. 
Ahiret uzak gözükür,halbuki çok yakın. 
Mearic suresi sayfa 549,ayet 6-7:&quot;Şüphe yokki onlar onu(ahireti) uzak görürler.Halbuki biz onu pek yakın görürüz.&quot; 
Hasbi hoca bizden evvel ahirete gitti.Allah rahmet etsin,işi iyi oldu. 
Yani biz buralı(dünyalı) değiliz,emaneten duruyoruz.Allahu Teala bizi buraya koydu,ne kazanırsanız kazanın.Cennetinize ne göndereceksiniz gönderin. Cennetin herşeyi dünyadan gönderiliyor. 
(-Misafirmi getirdiniz? 
-Evet efendi hazretleri.Manisa'nın Akhisar'ından.Orada hizmet ediyor.Uzun zamandır sizi görmedi. 
-Maşaallah iyi görüştük,Allah görüştürdü,bu ne nimettir.Hoca kızlarımızın hizmet etmesi ne nimettir.Oraya vaaza gitsen bir defa vaaz edeceksin bitti.Ama orada hoca olunca devamlı vaaz eder.Dinleyenleri ise hergün yenileniyor.) 
Öyle geliyor hatırımaki köylere hoca gönderelim. Önceden köylerin hocası medresesi vardı .Köyün erkek ve kız çocuklsrını okutuyor ve isalmı öğretiyorlardı şimdi bu kalktı.Maaşlı imamlar geldi.Ne çocuk birşey okutmuyorlar .O köylere kız hocası iyi oluyor.Tabi elden geldiği kadar evlendirip göndermek lazım. 
Asıl mesele ahirettir.Bu medreseler insanı ona hazırlıyor.Hepiniz hoşgeldiniz.Safa geldiniz.Mevla hayırlı isteklerinizi versin.Talebelerin hepsine benden selam söyleyin. 
Rabbim anlatılanların tesirini halk eylesin.İhvana selam söyleyin.Hepimiz ve hepiniz Allah'a emanet olun. 

EFENDİ HAZRETLERİ KADDESSALLAHU SURRUH 
 
]]></description>
        <pubDate>Tue, 07 Dec 2010 23:02:12 +0000</pubDate>
        <category>Sohbetler</category>
      </item>
      <item>
        <title>MAHMUT EFENDİ SOBETLERİ</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=205</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=205</guid>
        <description><![CDATA[Haydar Efendi (Kuddise sirrahu) Hazretleri buyururdu;
   ''Oğlum Mahmud! Din-i Mübin-i İslamın devam ve bekası, emri bil maruf, nehyi anil münkere, inkırazı (yol olması) ise emri bil marufu nehyi anil münkeri terk etmeğe bağlıdır.


Dersimizin ayetlerine başlayalım


   Allah Teala Hazretleri kullarına bir miktar akıl verdi.Ama sahibi, bu akılla müstakillen dosdoğru yolu bulamaz.Akıl her ne kadar hüccet yani delil ise de hüccet-i baliğa değildir.
   Hücceti baliğa: Son derece delil demektir.Yani Allah Teala'nın muradının ve rızasının ne olduğunu akıl tam olarak anlayamaz.Bunu ancak Allah Teala bilir ve peygamber vasıtasıyla insanlara bildirir.


   Hücceti baliğa ancak Peygamberan-i İzam (Salavatullahi Ala Nebiyyina ve Aleyhim Ecmein) in gönderilmesiyle tamamlanmıştır.Yüce Allah peygamberi vasıtasıyla tebliğ buyurduğu Kuran-ı Kerim'de, daima kullarını dünyevi ve uhrevi felaketlerden, zararlardan korumak için uyandırmakla vaazu nasihat etmektedir.İşte bu sure-i celile ki sure-i Nur adını almıştır, birinci ayetinden son ayetine kadar kulların bilemeyeceği ve seçemeyeceği ahkamdan bazılarını bildirmektedir.


   ''Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın.Her kim şeytanın adımlarına uyarsa, elbetteki o, çirkin ve şeri şerifin kabul etmediği, dinde bilinmeyen şeyleri emreder.Eğer üzerinize Allah'ın fazlı ve rahmeti olmasaydı sizden hiçbir kimse ebediyen temize çıkamazdı ve lakin Allah (-u Teala) dilediğini temize çıkarır.Ve Allah hakkıyla işiticidir, bilicidir''


   (Ya eyyühellezine amenu) Ey iman etmiş kullar! burada kısa bir izah gerekmektedir.O da şudur:(Ya), harf-i nidadır.Çağırmak harfidir.Nida övme için olduğu gibi kötüleme içinde olur.Rahmet için olduğu gibi korkutmak içinde olur.Nisbet için olduğu gibi cins içinde olur.
   Övme nidası misal:''Ey iman edenler!'', kötüleme nidası misal:''Ey kafirler!'' gibi.


   Ayetimizde geçen nida, dostun dosta olan nidasıdır.O ki Allah Teala Hazretleri dostun dostuna nidası ile bizlere nida buyurudu, dostluğuna işaret etmiş oldu.(Eyyüha) O da dostun, dostlarının imanlı olduğuna şehadet etmesidir.Bununla hitap edince yine dostluğa işaret etmiş oldu.Ya Erhamerrahimin! Bizi bu kullarından eyle. Amin.


   Mevla Teala bu ayeti celilede iman eden kullarına hitaben buyuruyor ki:''Sakın şeytanın adımlarına uymayın.''


   Bu ayeti kerimede de böyle bir tenbih vardır:


   &quot;(Ey kulum!) bana yönelenin yoluna tabi ol&quot;(Lokman suresi:15)


   Şeytan Cenab-ı Hakk'a muhalefet etmiştir. Şeytanın izlerine uymak Cenab-ı Hakka muhalefettir. Cenab-ı Hakka muhalefet edenin halini düşünmek lazım.


   Şu ayet-i Celile de şöyle buyuruluyor:


   ''Elbette seninle ve insanlardan sana tabi olanlarla cehennemi dolduracağım.&quot; (Sad duresi:85)


   Yine şu ayet-i kerime buranın açıklanmasında yardımcı olacaktır:


   &quot;Size Rabbinizden indirilmiş olana tabi olunuz. Ondan gayrisine ve ondan gayrisine dost olana tabi olmayınız. (Mevlaya muhalif dostlara tabi olmayınız). Çok az düşünüyorsunuz (size yetecek kadar düşünmüyorsunuz.) &quot; (Araf suresi:3)


   Eğer bir kimse şeytenın izlerine tabi olursa şeytan onu saptırır, yoldan çıkarır. Zira şeytan daima insana çirkin işlerle ve münkeratla emreder.


   &quot;Fahşa&quot; zinaya deniyor ama her çirkin işede &quot;fahşa&quot; denir. Her çirkin iş işleyen insan şeytanın emriyle iş işlemiş oluyor. Çünkü ancak şeytan ve şeytana uyanlar çirkinlikle emreder. Bu hususta çok basiret üzere olmak lazımdır. Nasıl ki bir insan kendini bütün maddi kirlerden muhafaza eder, işte manevi kirlerden de kendini öyle muhafaza etmesi lazımdır.
 DEVAMI:ALLAH'A MUHALEFET EDENLERKul nasıl temizlenmeli?
Cennet mukaddes bir mekandır. Oraya giren kimse ziyade temiz olmalıdır. Zira cennet Mevla'nın rıza yeridir. Cenab-ı Hakkın cemalini görmek yeridir. Huzur yeridir. Şayet insan anlamayarak kirlenmiş ise bu dini mübin-i İslamın vasıtalarıyla kendini temizlemeye çalışsın


   O vasıtalardan bazısını Cenab-ı Hak şu ayet-i kerimede beyan ediyor:


    &quot; Ey müminler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayınız. Ve başlarınıza mesh ediniz. Ayaklarınızı yan kemikleriyle (yani topuklarıyla) beraber yıkayınız. Eğer cünüp iseniz gusül ediniz.
   Ve eğer hastalar iseniz veya sefer hailnde iseniz veya sizden biriniz heladan gelmiş ise veya kadınlarınıza yakınlıkta bulunduysanız, su bulamaz iseniz o halde temiz bir toprakla teyemmüm ediniz. Ondan yüzlerinize ve ellerinize mesh ediniz.
   Bu emirlerle (tekliflerle) beraber Allah(-u Teala Hazretleri) size bir güçlük murad etmemiştir. (Lakin beşeriyet iktizasıyla (gereğiyle) nefis ve şeytana uyarak kirlendiniz.) İşte o kirlerden sizi temizlemek murad ediyor. Ve üzerinize nimetini tamamlıyor belki şükredersiniz.&quot; (Maide suresi:6)


   Bu ayet-i celile bizlere mükellef olduğumuz abdestin, guslün ve teyemmümün birer temizlenme vasıtası olduğunu beyan ediyor. Şu halde bunların sünnete uygun bir şekilde nasıl alınacağını hem kendimiz öğrenelim. Hem herkese öğretelim.


   İstiğfarda temizlenmek vasıtalarındandır. Hele zikrullah hepsinden büyük temizlenme vasıtasıdır.


   Niyazi Hazretleri buyuruyor ki:
   Savm-u salat-u zekat 
   Günah kirini mahveder
   Darb-ı zikir olmasa
   Gönül pası silinmez.


   Evvela rabıta ateşiyle kalbi yumuşatmalı, sonra zikir ede ede paslarını silmelidir.


   Mevlid-i şerif de buyuruluyor ki:


  Bir kez Allah dese aşk ile lisan
  Dökülür cümle günah misl-i hazan
  ismi pakin pakolur zikreyleyen
  Her murada erişir Allah diyen.


  &quot;Aşk ile sevgi ile ALLAH dese insan, sonbaharda sararan yaprakların ufak bir rüzgarla tamamıyla döküldüğü gibi o insanın günahları da işte öyle silinir, dökülür. Allah-u Teala Hazretlerinin pak ismini zikreden pak olur, temiz olur. Ve Allah diyen her murada erişir.&quot;


   Şu ayet-i kerime de zikrin şerefinin zirveye yükseltildiğini haber veriyor.


   &quot;Elbette zikrullah herşeyden büyüktür&quot; (Ankebut suresi:45)


   Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti olmasaydı, kullarına analarından, babalarından çok acımasydı hiç bir kimse ebedi olarak temizlenemezdi.


   İşte Allah Teala ve Tekaddes Hazretleri bu Din-i mübin-i İslamın farzlarıyla, vacipleriyle, sünnetleriyle, müstehaplarıyla, edepleriyle bütün günahlarımızı, kirlerimizi temizliyor. Bir tek &quot;La ilahe illallah&quot; 80 sene küfür üzere yaşayan ve bütün günahları işleyen bir insanı pak eder. Anasından doğmuş gibi yapar. Kur'an okumak da insanı pak eder. Kaside-i Bürde de bulunan şu beyit bunu ne güzel açıklıyor:


   &quot;Sanki O Kur'an bir havuzdur ki kendisine kömür gibi simsiyah yüzle gelen asilerin yüzlerini bembeyaz eder&quot;


   İşte temizlik sebeplerinden öğrenip yapmak lazım.


   Bir insan namaza durduğu vakit Allah-u Teala Hazretleri meleklere emir verir: &quot;Bu kulumun ne kadar günahları varsa sırtından inidirin, hafif olarak namaz kılsın&quot; Melekler namazı bitirinceye kadar beklerler. Namazı bitirince melekler sorarlar: &quot;Ya Rabbi! Günahları tekrar yükleyelim mi?&quot;  Allah-u Teala Hazretleri buyurur: &quot;Benim keremime layık olan budur ki, bir kulumun günahlarını indirdikten sonra onları tekrar kuluma yüklemem.&quot;


   &quot;İslam kendisinden evvel geçen bütün günahların kökünü kazır&quot; ibaresi de bu hususta bize ışık tutuyor.


   &quot;Tevbe kendisinden evvel geçen günahaları siler&quot;


   &quot;Hac kendisinden evvel geçen günahları kesip atar.&quot;


   &quot;Şehid olarak ölmek kendisinden evvel geçen günahları kesip atar&quot;


   &quot;(Din-i Mübin-i İslamı muhafaza uğrunda) muhacir (hicrete) çıkmak da kendisinden evvel geçen günahları kesip atar.&quot;


   Yine üstadımız Hacı Ali Haydar Efendi (kuddise sirruhu) Hazretleri buyurdular ki:


   &quot;Her sabah ve akşam, üç defa:
  -Euzü billahi-ssemi'l ali mimineşşeydanirracim-


   Bir kerede:
  -Bismillahirrahmanirrahim-


   diyerek sure-i Haşr'in (( Lev enzelna hazel kur'ane.......... )) ayet-i kerimesinden sonuna kadar okumakta 5 haslet vardır. Fakat bunu beyan edilen usül üzere okumalı, eksik veya fazla yapmamalı ki bu hasletlere nail olunsun.


   1- İnsanın hüsn-ü hatime ile ölmesine,
   2- Hüsn-ü Hatimenin en yüksek mertebesi olan şehitlik mertebesi ile ölmesine vasıta olur.
   3-Bu ayetlere memur edilmiş yetmiş bin melek, okuyanı sabah okursa sabahtan akşama kadar, akşam okursa, akşamdan sabaha kadar muhafaza ederler.
   4- O melekler, yaptıkları zikirlerin, ibadetlerin sevabını ona bağışlarlar.
   5- Resulullah (sallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin bir sünneti de işlenmiş olur.


   İnsan temizlenmek sebeplerine sımsıkı yapışmalı ve kirletecek şeylerden son derece uzaklaşmalıdır, zira kabirde azab vardır. Mahşerde azab vardır. Korkarım cehenneme de sokar çıkarırlar. Neden temiz yaşamak imkanı varken insan kirli gitsin. Allah Teala Hazretlerinin temizlik vasıtaları varken neden kendimizi o vasıtalarla temizlemeyelim.


   Temizlenme sebeplerinden bir tanesi de şu ayet-i kerimede buyurulduğu üzere:


   &quot;Nitekim sizin içinizde sizden bir resul gönderdik ki, size bizim ayetlerimizi okuyor ve sizleri son derece güzel temizliyor ve sizlere kitap ve hikmet talim ediyor ve sizlere bilmediğiniz şeyleri öğretiyoruz.&quot; (Bakara suresi:15)


   Yine bu Ayet-i Kerime de bunun bir benzeridir.


   &quot;Elbette muhakkak. Allah(-u Teala Hazretleri) müminler çok büyük ihsanda bulundu. İçlerinden kendilerinden bir peygamber gönderdi ki onlara Hak (Tealan)ın ayetlerini okuyor ve onları ziyade temizliyor, onlara kitap ve hikmeti talim buyuruyor. Halbuki bundan evvel apaçık bir delalet içinde idiler.&quot; (Ali imran suresi:164)


   Yani böyle böyle bir elçi göndermek suretiyle kullarını maddi ve manevi bütün kirlerden kurtarmak Allah-u Teala Hazretlerinin sonu olmayan fazl-ı ihsanındandır. Büyük bir fazlı keremidir.


   İnsan daima temizlenmeye çalışmalıdır.


   Temizlenmeye çalışanlar hakkında Kur'an-ı Kerimde çok müjdeler vardır. Birazda bunlardan bahsedelim. Rabbimiz şöyle buyuruyor:


   &quot;Her kim salih ameller işlemiş olduğu halde O'na mü'min olarak gelirse işte onun için en büyük dereceler vardır.&quot;


   (Nedir o dereceler?)


   &quot;Adn cennetleri ki altlarından ırmaklar akar, orada ebediyyen kalıcıdırlar. İşte bu temizlenmiş olan kimsenin mükafatıdır.&quot; (Taha suresi:75-78)


   Şu ayet-i kerimelerde de şöyle buyuruluyor:


   &quot;Muhakkak o kimse felaha ermiştir ki temizlenmiştir.&quot; - &quot;Ve  Rabbinin ismini zikredip namaz kılmıştır.&quot; - &quot;Belki siz (temizlenmek şurada dursun) dünya hayatını tercih ediyorsunuz.&quot; - &quot;Halbuki ahiret daha hayırlıdır daha bakidir.&quot; - &quot;Şüphe yok ki bu nasihat elbette evvelki sahifelerde vardır&quot;


   (Evvelki sahifeler de nedir?)


   &quot;İbrahim (aleyhisselam) ve Musa (aleyhisselam) ın sahifeleridir.&quot; (A'la suresi:14-19)


   Şu ayet-i kerimelerde de buyuruluyor ki:


   &quot;Muhakkak nefsini tezkiye eden yani temizleyen felaha (kurtuluşa) kavuştu.&quot; - &quot;Muhakkak nefsini masiyet bataklığına gömen de hüsrana (zarara) uğradı.&quot; (Şems suresi:9-10)


   Her kim temizlenirse kendi nefsi için temizlenmiş olur. Son varacağımız yer Mevla'nın huzurudur.


   İnsan temizlenmeden kendini temizlendim diye medh etmemelidir.


   Mevla Teala buyuruyor ki:


   &quot;Şimdi nefislerinizi temize çıkarmayın.&quot; (Necm suresi:32'den)


   Şu ayet-i kerime de buna yardım ediyor:


   &quot;Bakmadın mı o kimselere ki nefislerini tezkiye (medh) eder dururlar. Belki Allah(u- Teala) dilediğini tezkiye eder. Ve çekirdek zarı kadar zulm olunmazlar.&quot;(Nisa suresi:49)


   Tekrar ders ayetimize dönelim:


   &quot;Lakin Allah-u Teala dilediği kimseyi ziyade temizler.&quot;


   Bu ayet-i celile-i cemilemizin buyurmuş olduğu temizlik bütün temziliklere işarettir. Hususi olarak iftira atmakla alınan kirlerin temizlenmesi murad olunmuştur. Bundan evvelki sayfada geçen bir ayet vardır. Eğer onu müzakere edersek nasıl kirlendiğimizi anlarız.


   &quot;Muhakkak öyle kimseler ki iman edenler arasında çirkin şeylerin yayılmasını seviyorlar. O kimseler için dünyada ve ahirette pek acıklı bir azap vardır. Allah bilir siz bilmezsiniz.&quot; (Nur suresi:19)


   İnsanoğlu başkalarının ayıpları yayılsın, kusurları bilinsin, insanlar onun ayıplarını bilsinler de ondan soğsunlar, bana ısınsınlar, herkesin yanında ben değerli olayım diye düşünür. Mevla Teala böylelere; bir kimsenin ayıplarını başkalarına duyurmak şöyle dursun, fena bir sözün dağıtılmasına kalben bir sevgi duyulsa, onlar için dünya ve ahirette pek elim bir azabın olacağını haber veriyor.


   &quot;Eğer sizin üzerinize Allah'ın fazlı ve rahmeti olmasaydı (helak olurdunuz) Şüphe yok ki Allah esirgeyici ve merhamet edicidir.&quot; (Nur suresi:19)


   Fazl-ı keremiyle hadleri yani cezaları, kısasları tayin bulunmakla bizi dünyada temizlemiş bulunuyor. Ahirette cehennemde yanmadan cennete girelim diye din-i mübin-i islamın bize verdiği ceza bizim için Allah Teala'nın bir fazl-ı keremidir. Allah'ın emirlerini dinlemeyenler kendilerini bataklıklara atmış demektir. İşte bekar oldukları halde zinayı irtikab edenlere yüzer değnek vurulur. Evli olurlarsa onun cezası &quot;recm&quot;dir.


   Ders ayetimizin sonunda gelen  (Vallahü Semi'un Alim) başını tefsir etmektedir; bir insan iftira atarsa, gıybet ederse, yalan söylerse, söz taşırsa Allah Teala Hazretleri bunların hepsini işitir. Mevla bunları yapanın bu işi kalpleriyle sevdiğini de bilir. ( Vallahü Semi'un Alim ) &quot;Ziyade işiticidir, ziyade bilicidir&quot; buna işarettir. Yani sevmeyin böyle işleri demektir.
 DEVAMI:KUL NASIL TEMİZLENMELİ?Sure-i Nur'u iyi düşünmeli

Ayetlerimize devam edelim:


   &quot;Sizden fazilet ve servet sahibi olanlar yakın akrabalarına, miskinlere ve Allah yolunda muhacir çıkanlara bir şey vermemek için yemin etmesinler, affetsinler ve görmemezlikten gelsinler. Allah (Azze ve celle Hazretlerin)in sizi bağışlamasını sevmezmisiniz. Allah gafurdur, rahimdir.&quot;


   Bu ayet-i celile-i cemile Hazreti Ebubekir Sıddık (radıyallahü anh) hakkında nazil olmuştur. O'nun ne kadar büyük bir insan olduğunu bizlere bildirmektedir. Zira onun için fazilet sahibidir buyuruluyor.


   Hazreti Ebubekir (radıyaalahü anh) ın muhacirlerin fakirlerinden olan bir teyze oğlu vardı. Bedir gazvesinde bulunan ve adı Mıstah olan bu zata, Hazreti Ebubekir (radıyallahü anh) küçüklüğünden beri infak etmekte idi. Hz.Ebubekir Ayşe validemize atılan iftira hadisesinde Mıstah'ında alakası olduğunu öğrenince bir daha ona yardım etmeyeceğine dair dair yemin etti.


   Mıstah her ne kadar özür beyan ettiysede kabul etmedi. Böylece Mıstah ihtiyaç içinde ve müşkül bir durumda kalmış oldu. Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu. Hazreti Ebubekir sıddık bu ayet-i celileyi duyar duymaz derhal Mıstah'ı çağırarak bundan sonra iki kat vereceğini bildirdi  ve yemini içinde keffaret ödedi.


  Ayşe validemizin de bir cariyesi vardı. Bir gün bu cariye vefat etti. Ayşe validemiz çok ağladı. Dediler ki: &quot;Niçin bu kadar ağlıyorsun cariye mi yok?&quot; Ayşe validemiz buyurdular ki: &quot;Evet cariye çok ama bunun gibi bulunmaz.&quot; Sordular &quot;Nasıldı?&quot; Buyurdu ki: &quot;Yat desen kalkardı, kalk desen yatardı.&quot; Dediler: &quot;Bunun nesine heves ediyorsun?&quot; O zaman Ayşe validemiz buyurdu: &quot;Bu bana böyle muahlefet ettikçe ben onu görmemezlikten gelirdim. Rabbimin şu ayeti ile benim amel etmeme sebep oluyordu&quot; buyurdular. 


   &quot;Güzel bir şekilde görmemezlikten gel&quot; (Hicr suresi:85)


   Ey müslümanlar! Bu ayetler sadece onlara mı indi? Bize inmedi mi? Niçin biz böyle amel etmiyoruz? Niçin biz görmemezlikten gelmiyoruz? Niçin habbeyi kubbe yapıyoruz?


   Mevla Teala Hazretleri ne buyuruyor:


   &quot;Bana yönelenlerin yoluna tabi olun.&quot; (Lokman suresi:15)


   Allah Tealaye yönelenlerin başında Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sonra ezvac-ı mutahharat ümmehatül müminin, ehl-i beyt, ashab-ı kiram, müctehid, huffaz, kurra, müfessirin gelir. Bütün bunlar hepsi Allah'a yönelen kimselerdir. Bizim de aklımız varsa, biz de o deryaya girelim.


   Buna dair bir ayet-i kerime daha okuyalım.


   &quot;İşte onlar Allah(u- Tealan) ın hidayet ettiği zatlardır. Sende onların hidayetine uy.&quot; (Enam suresi:90)


   Ya Erhamerrahimin! Bizi bu ayet-i celile ile amil eyle. Onlarla beraber huzura kavuştur. Amin!


   İşte bizler de, Allah-u Teala'nın bizi mağfiret etmesini istiyorsak, seviyoruz diyorsak müslüman kardeşlerimizi affedeceğiz, kusurlarına göz yumacağız.


(Ders ayeti)
   &quot;Muhakkak o kimseler ki afife, iftiralardan bihaber, mümine olan kadınlara kötülük isnadında bulunurlar, o kimseler dünyada ve ahirette lanete uğratılmışlardır. Onlar için pek büyük bir azab vardır.&quot;


   Akıl sahibi hanımlar bu ayet-i celile-i cemileden Allah Teala Hazretleri tarafından kadınlara ne kadar önem verildiğini düşünsünler. Kadın haklarına din-i mübin-i islamda ne kadar riayet edildiğini anlasınlar. Hiçbir delil olmasa bu ayet-i kerime yeter, bundan daha büyük müdafaa olur mu?


   Bu sure-i celilenin birinci sayfasında bir ayet vardır:


   &quot;Hürre, afife olan müslüman kadınlarına zina isnad eden, sonra dört şahit getirmeyen kimselere seksener değnek vurun ve onların şehadetlerini ebediyyen kabul etmeyin. Onlar fasık kimselerdir.&quot; (Nur suresi:4)


   Kimleri muhafaza edin? Hanımları. Hani ya islamda kadınların muhafazası hakkında bir şey yoktu. Bu ayet nedir? Eğer Kur'an okusaydılar ve dikkat etseydiler bu ve buna benzer ayetlerden Mevlanın bu iyiliğini anlayacaklardı. Mutlaka itiraf edeceklerdi. Bir insan ki Kur'an okumaz din-i mübin-i islam'ın aleyhine konuşur. Durmadan günahları yüklenir.


   Ders ayetimize gelelim:


   &quot;O günde onların aleyhine dilleri ve elleri ve ayakları neler yapmış olduklarına dair şahitlik edeceklerdir.&quot;


   &quot;O gün Allah onlara müstehak oldukları cezalarını tamamen verecektir. Ve bileceklerdir ki şüphesiz Allah apaçık haktır&quot;


   Hulasa, Kur'an-ı Kerimi ve ba husus bu sure-i Nur'u insan iyi düşünmeli ve bunlarla amel etmeye çalışmalıdır. Bilerek veya bilmeyerek yapılan günahlar için seherlerde ve gecelerde çok tövbe ve istiğfar etmeli ve mümkünse ağlamalı. Mevlaya iltica etmelidir. Ondan sonra da bir daha böyle kusurlara düşmemeye çalışmalıdır.


   Mevla Teala kusurlarımızı bağışlasın. Amin!  



 SOHBET SONU]]></description>
        <pubDate>Tue, 07 Dec 2010 23:01:58 +0000</pubDate>
        <category>Sohbetler</category>
      </item>
      <item>
        <title>Allah Yolunda Hizmetçi Olabilmek:</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=204</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=204</guid>
        <description><![CDATA[Allah Yolunda Hizmetçi Olabilmek:

En kıymetli amel, en büyük şeref Allah yolunda hizmetçi olabilmektir.

Biz Hakk'a muhtacız, O bizim hiçbir şeyimize muhtaç değildir. O hep ihsanda, biz ise hep isyandayız.

Allah-u Teâlâ kendi lütfundan kime sermaye koymuşsa, o kimse hizmeti minnet bilir. Fakat kime ki o sermayeyi vermemişse, o kimse mihnetle hizmet eder.

Hizmeti minnet bilenler Rahman'ın yolundadır, mihnetle hizmet edenler şeytanın yolundadır. Birisi Hakk'a hizmet ediyor, diğeri şeytana hizmet ediyor. Görünüşte ikisi de Hakk yolunda.

Hizmeti minnet bilenler Allah-u Teâlâ'nın Rızâ-i Bârî'sini kazanır, mihnetle hizmet edenler gadabını kazanır.

Birisi: &quot;Yolunda hizmet ettiren Sahib'ime şükürler olsun.&quot; diye şükrünü ortaya koyuyor, diğeri ise: &quot;Hizmet ediyorum.&quot; demekle eneliğini ortaya koyuyor. Yaptıklarını nefsine mâlediyor, karşılığını da behemehal bekliyor.

Hakk yolunda hizmet edenler; bütün lütuf, ihsan ve ikramların Hazret-i Allah'a âit olduğu, kendisinin ise hükümsüz ve değersiz bir mahlûkçuk olduğunu hem görüyor hem biliyor.

Çünkü Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:

&quot;Allah ganidir, siz ise fakirsiniz.&quot; buyuruyor. (Muhammed: 38)

Bir Âyet-i kerime'de de şöyle buyuruluyor:

&quot;Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise her şeyden müstağnidir, her hamde lâyıktır.&quot; (Fâtır: 15)

Allah-u Teâlâ'nın gani olduğunu, mahlûkta hiçbir şey olmadığını yalnız onlar bilir.

Bundan ötürü o Hakk'ı görüyor, kendisini görmüyor. Diğerleri ise Hakk'ı görmüyor bilmiyor, kendini biliyor.

Hakk'ı görmediği bilmediği için dünyâ mabudluğuna, nefis putuna tapa tapa gidiyor ve böylece huzur-u ilâhî'ye çıkar.

Birisi Hakk yolunda hiçliği ile hizmet ve ibadet ediyor. Diğeri nefis yolunda efendilik taslıyor. İbadeti de bu nevidendir.

Mevlâ bir kulunu hizmet için ileriye sürmüşse, bir ömür boyu onun şükrü edâ edilemez. Rızâ-i Bârî yolunda sabır ve sebat edilirse; hayat boyunca hizmet peşinde olunur, kimseden hizmet beklenmez, hizmet nimet bilinir, mihnetle hizmet edilmez.

Hizmet peşinde olan bir insan rahat aramaz, istirahat aramaz, verir almaz, yedirir yemez, ilâhî hoşnutluktan başka hiçbir şey beklemez, hiç kimseye yük olmaz. Çünkü o Hazret-i Allah'a inanmıştır, en üstününü ona Hazret-i Allah verir. 

Âyet-i kerime'de:

&quot;Bizim uğrumuzda bizim için mücahede edenlere elbette yollarımızı gösteririz.&quot; buyuruluyor. (Ankebût: 69)

Azami gayret mânâsı çıkıyor. Hazret-i Allah azmi nispetinde o kulunu destekler, hidayetini artırır, sermayesini çoğaltır, yollarını açar, önüne ışık tutar.

Bütün bu lütuf iyilikleri Allah-u Teâlâ'nın desteğinden ileri gelmiştir. Niyetini değiştirdiği an hepsi hükümsüzdür.

Kişi: &quot;Bana bu sermayeyi koyana, bunları bana sevdirene ve yaptırana sonsuz şükürler olsun.&quot; diye şükrünü artırırsa ve içten içe hizmeti ve ibadeti arzu ederse, Allah-u Teâlâ ziyadesini ihsan buyurur.

Âyet-i kerime'de:

&quot;Şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım.&quot; buyuruluyor. (İbrahim: 7)

Şükrünü çalışma ile artıracak. Çalışma ile artırırsa, çalıştıkça şükrünü artırmış olur. Bu ihlâslı çalışma ve ubudiyet arzusu gönülde olacak. Çünkü Cenâb-ı Hakk kişinin öz niyetine bakıyor.

Hizmetçi olduğuna şükretmezse zaten hizmetçiliğe almazlar. Artık o efendilik taslar. Amma onun efendiliği şeytanadır.

Bu yolda efendilik yok. Yaratıcı Hazret-i Allah'tır. Efendilerin Efendisi ise Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcûdat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'dir.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir defasında Ashâb-ı kiram'ı ile otururlarken onlara su dağıtıyordu. Bir Arabî geldi ve: &quot;Bu topluluğun efendisi kimdir?&quot; diye sordu.

Buyurdular ki:

&quot;Bu topluluğun efendisi onlara hizmet edendir.&quot; (Câmiü's-sağir)

Bu beyanları ile hem kendilerinin o topluluğun efendisi olduğunu, hem de gerçek mânâda efendiliğin hizmetle kâim olduğunu bildirmiş oldular.

 

Hazret-i Allah İle Alış Veriş:

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:

&quot;Onlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir.&quot; (Bakara: 86)

Allah'ım bizi onlardan etmesin.

Halbuki asıl hizmet liveçhillâh yalnız Allah için yapılandır. Hakk için çalışanlara Allah-u Teâlâ ihsan eder, ikram eder, fakat halktan ücret bekleyen kimse, ücretini peşin olarak almıştır, ikinci bir ücret almaya hakkı yoktur. 

Yalnız ve yalnız Allah için çalışan, halktan hiçbir şey beklemeyen yok denecek kadar azdır.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:

&quot;Siz Allah'ın dinine yardım edip sarılırsanız Allah da size yardım eder.&quot; (Muhammed: 7)

Bu ilâhî hükme inanıp iman eden kimse; Hazret-i Allah'a sığınır, hiç kimseden çekinmez, çünkü onun desteği bizzat Hazret-i Allah'tır. 

Diğer bir Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:

&quot;Hiç şüphesiz Allah yolunda savaşıp düşmanlarını öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Allah, cennet kendilerinin olma karşılığında satın almıştır.&quot; (Tevbe: 111)

O insan böylece Hazret-i Allah'a sığınmış, yönelmiş, O'nun uğrunda canını ve malını ortaya koymuş. Hazret-i Allah da onun bu alış-verişini kabul etmiş, ona cennetini ihsan buyurmuş.

Hazret-i Allah ile alış-veriş o kadar güzeldir ki, fakat bunun taliplisi de pek azdır. İşte bunlar Hakk'tan ücret beklerler, halka itibar etmezler. Çünkü onun işi Hakk iledir, halk ile değil.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

&quot;Allah'a tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rüku ve secde edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten vazgeçirmeye çalışanlar ve Allah'ın hududunu koruyanlar... İşte bu müminleri müjdele!&quot; (Tevbe: 112)

Nasıl ki her memleketin bir hududu, her kanunun bir hududu varsa, bu da Allah-u Teâlâ'nın çizdiği bir huduttur. Bu huduttan çıkıp inkâr eden, İslâm dâiresinden çıkmış olur.

 

]]></description>
        <pubDate>Sat, 04 Dec 2010 15:38:41 +0000</pubDate>
        <category>Islami Yazilar</category>
      </item>
      <item>
        <title>Salavat</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=203</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=203</guid>
        <description><![CDATA[SALAVAT

&quot;Allâh ve melekleri Peygamber'e çokça salât ederler. Ey mü'minler! Siz de O'na çokça salât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.&quot; (el-Ahzâb, 56)

&quot;Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ salleyte alâ âl-i ibrahim ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ bârekte alâ âl-i İbrahim, inneke hamîdun mecîd&quot;. (Allâh'ım! İbrahim'in âline rahmet ettiğin gibi Muhammed'e ve âline de rahmet et. Allâh'ım! İbrahim'in âline hayır ve bereket lutfettiğin gibi Muhammed'e ve âline de hayır ve bereket ihsân et. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin.)

Salavat-ı Şerif Getirmenin 42 Faydası

1. Allah ( c.c. ) ' ın emrine uymak ( Çünkü Allah ( c.c. ) Salavat - ı Şerife Getirmeyi Emrediyor. )
2. Allah ( c.c. ) ' ın yaptığını yapmak ( Çünkü Allah ( c.c. ) ' da Habibine Salavat getiriyor ve Rahmet Okuyor.)
3. Meleklere Uygunluk. ( Çünkü Meleklerde Salavat - ı Şerife Getiriyor. )
4. Allah ( c.c. ) ' dan 10 rahmet kazanmak.
5. 10 Derecesi yükseltilmek
6. 10 Sevap kazanmak
7. 10 günahın silinmesi.
8. Duasının kabulunun ümit edilmesi.
9. Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın sefaatine kavuşma sebebi.
10. Kulun günahlarının affedilmesi ve ayıplarının örtülmesine vesile.
11. Kulun sıkıntılarının giderilmesine vesile..
12. Allah ( c.c. ) ! a yaklaşma vesilesi.
13. Sadaka vermek yerine geçer.
14. Kulun ne muradı varsa Allah ( c.c. ) ' dan dileği , onun yerine getirilmesi.
15. Ruhun ve Kalbinin temizlenmesi.
16. Kulun ölmeden Cennet ' le müjdelenmesi.
17. Kıyamet gününün siddetlerinden ve deshsetlerinden kurtulma vesilesi.
18. Resullüllah ( s.a.v. ) ' ın selamına cevap vermesi.
19. Unutulduğunu hatırlamak vesilesi.
20. Meclislerin güzel kokması sebebi.
21. Kıyamet günü oturduğu kalktığı meclislerde Salavat - ı Şerife okuduğu için o toplantılardan pişmanlığa düşmemesi.
22. Fakirliğin neyhi.Salavat - ı Şerife ' ye devam eden fakir olmaz.
23. Cimrilik vasıfından kurtulma vesilesi.
24. Resulüllah ( s.a.v. ) ' in ismi anıldığında Salavat getirmeyene yapılan beddualardan kurtulma vesilesi.
25. Sahibine Cennet yolunu göstermesi , terk edenede cehennem yolunu göstermesi.
26. Allah ( c.c. ) ve Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın isimlerinin anılmadığı meclisdeki piş kokusundan , leş kokusundan kurtulması.
27. Hangi kelama , hangi işe hamd ve Salavat ' ı Şerife ile başlanırsa , onun tamama ermesi.
28. Kulun Sırat ' tan geçebilmesi.
29. Allah ( c.c. ) ve Resulüllah ( s.a.v. ) ' a cefa yapmaktan kurtulur , getirmeyen insan sie Resulüllah ( s.a.v. ) ' a eziyet etmiş olur.
30. Allah ( c.c. ) ' ın Salavat ' ı Şerife getirene güzel övgüler yağdırmasına vesile.
31. Allah ( c.c. ) ' ın merhametinin rahmetinin sebebi.
32. Bereketlerin bollukların sebebi.
33. Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın muhabbetinin devamının ve ziyadasinin ve katlanarak artmasının sebebi.
34. Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın Salavat ' ı getireni sevmesinin sebebi.
35. Kulun hidayetinin ve kalbinin , hayatının , ruhani hayatının ve kalbinin dirilmesinin sebebi.
36. Salavat ' ı Şerife getirenin isminin babasının isminin ve sülalesi ile soyunun Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın yanında anılması.
37. Sırat ' ta mahşerde ayağının kaymaması islam yolunda ayağının sabit kalması.
38. Resulüllah ( s.a.v. ) ' ınüzerinde bulunan haklarından çok az bir hakkının ödenmesinin vesilesi.
39. Allah ( c.c. ) ' ın zikri , şükrü ve iyiliğini bilmek.
40. Kulun Rabbinden suali , duası bu arada kendi isteklerinin de Mevla tarafından görülmesine , Resulüllah ( s.a.v. ) a yaptığı duayı aracı kılması.
41. Salavat ' ı Şerife rabıta üzerine okunursa Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın mübarek suretinin akla yerleşmesi ve mübarek rabıtanın kolaylaşması
42. Şeyh bulamayanların ve şeyhi olmayanın sırf Salavat ' ı Şerifeye davam ederek manen yetişmesinin garantisi. 
Alıntıdır.

Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; &quot;Cennette bir ağaç vardır ve ismi Mahbube' dir. Ak meyvesi olur, nardan küçük elmadan büyük, sütten ak, baldan tatlı ve kaymaktan yumuşaktır. O meyveden ancak bu salavata devam edenler yer.&quot;

Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve ala âli seyyidinâ Muhammed ]]></description>
        <pubDate>Tue, 13 Oct 2009 05:15:00 +0100</pubDate>
        <category>Islami Yazilar</category>
      </item>
      <item>
        <title>mümün suresi 1-2-3 ayetler</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=202</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=202</guid>
        <description><![CDATA[1- Mü'minler kurtuluşa, mutluluğa ermişlerdir.

2- Onlar ki, huşu içinde namaz kılarlar.

3- Onlar ki, boş ve yararsız şeylerle ilgilenmezler
1-Bu gerçek bir vaaddir. Daha doğrusu mü'minlerin kurtuluşa erdiklerine ilişkin pekiştirilmiş bir karardır. Bu Allah'ın verdiği bir sözdür ve Allah sözünden dönmez. Bu Allah'ın verdiği bir karardır, bu kararı hiç kimse geri çeviremez. Hem dünya hem ahiret kurtuluşu... Mü'min ferdin ve mü'min toplumun kurtuluşu... 
2-&quot;Onlar ki, huşu içinde namaz kılarlar.&quot; Kalpleri namazda, Allah'ın huzurunda bulunmanın heybeti ile titrer. Bu yüzden durulur ve derinden ürperir. Bu ürperti oradan organlara, duygu ve hareketlere yansır. Allah'ın huzurunda O'nun ululuğuna bürünür ruhları. Zihinlerini kurcalayan tüm uğraşlar kaybolur. Allah'ın ululuğunun bilincine vardıkları onunla konuşmanın verdiği huzuru hissettikleri için başka bir şeyle uğraşmazlar. Bu kutsal huzurdayken, çevrelerinde bulunan, âkıllarında yereden her şey bir kenara çekilir, kaybolur. Allah'dan başkasını görmezler. Sadece O'nu hissederler. Ancak namazdaki sözlerin anlamlarından zevk alırlar. Vicdanları her türlü kirden arınır. Her türlü leke silinir gider. Allah'ın ululuğu karşısında bunun dışında hiçbir şey barınmaz içlerinde. İşte bu noktada boşlukta yüzen zerre, ana kaynağı ile buluşur. Şaşkın ruh yolunu bulur, ürkek kalp sığınağını tanır. Bu anda Allah'a bağlanamayan bütün değerler, eşyalar ve şahıslar küçülür gider.
3-&quot;Onlar ki, boş ve yararsız şeylerle ilgilenmezler.&quot; Boş sözlerden, boş hareketlerden, boş ilgi ve düşüncelerden kaçınırlar. Çünkü mü'minin kalbini boş şeylerden, oyun ve eğlenceden, gereksiz ve yakışıksız şeylerden alıkoyan uğraşları vardır. Allah ı anmak, O'nun ululuğunu tasavvur etmek, O'nun iç ve dış alemde yeralan ayetlerini kavramaya çalışmak gibi uğraşları vardır. Evrensel sahnelerin herbiri, insan aklını bütünüyle kaplayacak niteliktedir. İnsanın düşüncesini uğraştıracak, vicdanını harekete geçirecek özelliktedir. Sonra, mü'minin kalbinin inancın yükümlülükleri gibi uğraşıları da var. Kalbi arındırmak, ruhu ve vicdanı temizlemek gibi uğraşıları vardır. Hayat tarzında yerine getirmesi gereken sorumlulukları, imanın öngördüğü yüce hayat düzeyini koruma çabaları vardır. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, toplumsal hayatı bozulmaktan ve sapıklıktan korumak gibi yükümlülükleri vardır. İnancını korumak, zafere ulaştırmak ve her zaman üstün tutmak için cihad etmek, düşmanların komplolarına karşı gece gündüz uyanık bulunmak gibi görevleri vardır... Bunlar hiçbir zaman bitmeyen, sonu gelmeyen sorumluluklardır. Mü'min bunları görmezlikten gelemez, kendini bunlara karşı sorumsuz sayamaz. Bunların hepsi de farzdır, ya farz-ı ayn ya da farz-ı kifayedir. Bütün bu görev ve yükümlülükler insanın tüm emeğini, tüm ömrünü kaplayacak yeterliliktedir. İnsanın gücü, enerjisi sınırlıdır.. Bu güç ve enerji ya insan hayatını iyileştiren, geliştirip kalkındıran bir yönde harcanacak ya da gereksiz şeyler uğruna, boşu boşuna, oyun ve eğlence için harcanacaktır. Oysa mü'min inancının gereği olarak bu enerjiyi yapıcı bir amaçla dünyanın kalkınma ve ıslahı için harcamak zorundadır.

Bu durum mü'minin kimi zaman dinlenmeyeceği anlamına gelmez. Fakat bu başka, gereksiz ve yakışıksız davranışlar, boş ve anlamsız hareketler başkadır.

]]></description>
        <pubDate>Tue, 13 Oct 2009 05:14:49 +0100</pubDate>
        <category>Islami Yazilar</category>
      </item>
      <item>
        <title>AŞK a Dair</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=201</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=201</guid>
        <description><![CDATA[EYYY...sevgili... EYYY...güzellik mayası !!!!!!!A C A B ABENİM hiçbiryere dağılmayan,Ancak sende olan düşüncemle...SENİN O dağınlık olan hançer gibiZÜLÜFlerin,Nevakit bir araya gelecek?Nezaman muradıma ereceyim?Boğaza gelmiş CANSeni görmek dileğindeGeriyemi dönsün?Yoksa çıksınmı?FERMAN ın nedir?SÖYLE.ÇÜNKÜ.. gönlü AŞK la diri olan asla ölmez.BEN de öyleyim.O halde ebediliğimiz LEVH İ MAHFUZA yazılmıştır artık.Umarım hesap gününde,O KUDSİ güzele olan SEVGİM,Ateşin mumu erittiği gibi,Yüreğimdeki AŞK ateşi,Eritecektir tüm günahlarımı.(biiznillah)EYY..RÜZGAR... yolun dost bahcesine uğrarsa..O SEVGİLİYE selamımı arzet.Sakın unutma DEKİ''ADIMI niye anmıyor... Neden kasten hatırından çıkarıyor BENİ?ZATEN HATIRLANMAYACAĞIMIZ BİR ZAMAN GELECEKTİR BİR GÜN.]]></description>
        <pubDate>Sat, 10 Oct 2009 17:07:14 +0100</pubDate>
        <category>Islami Yazilar</category>
      </item>
      <item>
        <title>AŞK a Dair (devam)</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=200</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=200</guid>
        <description><![CDATA[&gt; EYY... KUDSİ GÜZEL! Ne sesini duymyşum, nede yüzüne ERMİŞİM
&gt; Sanadır gönlümden kopan bu SÖZLERİM.
&gt; Hitabım sanadır EYY...KUDSİ GÜZEL
&gt; Sözlerim sanadır EYY...NAZLI GÜZEL.
&gt; Sana söylüyorum EYY...HİNT KUMAŞI
&gt; Sana söylüyorum EYY...İNCİ TAŞI.
&gt; Gitmiyorsun gözümün önünden, hem KIYAM'IMDASIN
&gt; Gitmiyorsun gözümün önünden, hem RUKÜM'DASIN.
&gt; Görünüyorsun heryerde, hemde SECDEDE BANA
&gt; Bir an düşünüyorum(mazallah)secdemi ediyom SANA.
&gt; RABBİM demişki görseydim eyer mübah, kadın erkeye secde EDERDİ
&gt; İnan tersini yapar, ben sana secde EDERDİM.
&gt; Bu sözlerimi okuyanlar beni dinden çıkmış SAYARLAR
&gt; Saysınlar boşver, çünkü işin içyüzünü BİLMİYORLAR.
&gt; Kimsin deme bana....... benimmmmm BEN
&gt; Öylebir benimki..içim dışım doludur hep SEN.
&gt; Acık tığımda ismini anıyor, inan açlığa DOYUYORUM
&gt; Susadığımda seni düşünüyor, ve suya KANIYORUM.
&gt; Nice gözler gördüm, kara,mavi yeşil ve elamı ELA
&gt; Seni görmeden bile, açtım sanki başıma bir BELA.
&gt; Negüzeldir bu bela !! çünkü senden GELİYOR
&gt; Eymişim boynumu, çünkü RABBİM DİLİYOR.
&gt; Uzatsa RABBİM ömrümüzü,olsakta yüz YAŞINDA
&gt; Eskimez sana sevgim,yerin var, göz yaşı ve BAŞIMDA.
&gt; Beden neki.. o hep toprağa mahküm bir CİSİMDİR
&gt; Sen ruhunla bir bütünsün, ismin CEMALİ İSİMDİR.
&gt; Bir DÜNYA sın sen, uzayda tek HAYAT YERİ
&gt; Ben ise AY ım, hayat yok bende,SENDEN GERİ.
&gt; O DÜNYA ki..kuru bir AYa nasıl tahammül EDİYORSA
&gt; Uydum deyip, etrafında dönmesine razı OLUYORSA
&gt; Sende ne olur, etrafında dönmemi KABÜL ET
&gt; Bu saygısızlığıma rağmen, bana TAHAMMÜL ET.
&gt; Biliyorum.. seni görenler hiç FARKETMİYORLARKİ
&gt; AHHH kör olasıcalar, benim gözümle sana BAKMIYORLARKİ.
&gt; Hazineler hep gizlidir, ULAŞMASINLAR DİYE
&gt; RABBİM seni gizlemiş BULAŞMASILAR DİYE.
&gt; Demekki'' yanlız ben seni görüp ve ÇARPILMIŞIM
&gt; Demekki'' yanlız ben seni farkedip ve ALKIŞLAMIŞIM.
&gt; RABBİM her hazineyi, her insana GÖSTERMEZ
&gt; SENİ benden başkası, asla ve asla BİLEMEZ.
&gt; Gösterir hazineyi kuluna,ona devleti YAŞATIR
&gt; Gösterir seni bana, ve gözlerimi YAŞAR'TIR.
&gt; Sen tatlı bir meyvesin,ben ise acı bir ÇEKİRDEK'İM
&gt; Sakla beni içinde, budur senden tek DİLEK'İM.
&gt; Ben çekirdek olmasaydım, sen meyve OLURMUYDUN? HİÇ
&gt; Ben olmasaydım eyer, sen KEŞF'OLUNURMUYDUN? HİÇ
&gt; Gülsüz diken olurda, dikensiz gül OLURMU HİÇ
&gt; SEN BİR GÜL, ben ise bir diken, bensiz OLURMUSUN HİÇ.
&gt; Sana söz demeye gücüm olmaz, RABBİM DİLEMEYİNCE
&gt; Elimden bişey gelmez, sen bende TECELLİ ETMEYİNCE.
&gt; --------------------
]]></description>
        <pubDate>Sat, 10 Oct 2009 17:07:06 +0100</pubDate>
        <category>CAN_YIKAN</category>
      </item>
    </channel>
  </rss>

