<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?> 
  <rss version='2.0' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/' xmlns:wfw='http://wellformedweb.org/CommentAPI/' xmlns:dc='http://purl.org/dc/elements/1.1/' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom'>
    <channel>
      <title>islamGulleri.Gen.TR || islamGulleri.OrG Islami Web Site | Islami Sohbet |. Yeni Makaleler</title>
      <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/</link>
      <docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
      <atom:link href='http://www.islamgulleri.gen.tr/rss/rss_a.php' rel='self' type='application/rss+xml' />
      <generator>Self-created application</generator>
      <description></description>
      <copyright>wWw.X-iWeb.Ru</copyright>
      <language>ru-ru</language>
      <item>
        <title>Salavat</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=203</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=203</guid>
        <description><![CDATA[SALAVAT

&quot;Allâh ve melekleri Peygamber'e çokça salât ederler. Ey mü'minler! Siz de O'na çokça salât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.&quot; (el-Ahzâb, 56)

&quot;Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ salleyte alâ âl-i ibrahim ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ bârekte alâ âl-i İbrahim, inneke hamîdun mecîd&quot;. (Allâh'ım! İbrahim'in âline rahmet ettiğin gibi Muhammed'e ve âline de rahmet et. Allâh'ım! İbrahim'in âline hayır ve bereket lutfettiğin gibi Muhammed'e ve âline de hayır ve bereket ihsân et. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin.)

Salavat-ı Şerif Getirmenin 42 Faydası

1. Allah ( c.c. ) ' ın emrine uymak ( Çünkü Allah ( c.c. ) Salavat - ı Şerife Getirmeyi Emrediyor. )
2. Allah ( c.c. ) ' ın yaptığını yapmak ( Çünkü Allah ( c.c. ) ' da Habibine Salavat getiriyor ve Rahmet Okuyor.)
3. Meleklere Uygunluk. ( Çünkü Meleklerde Salavat - ı Şerife Getiriyor. )
4. Allah ( c.c. ) ' dan 10 rahmet kazanmak.
5. 10 Derecesi yükseltilmek
6. 10 Sevap kazanmak
7. 10 günahın silinmesi.
8. Duasının kabulunun ümit edilmesi.
9. Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın sefaatine kavuşma sebebi.
10. Kulun günahlarının affedilmesi ve ayıplarının örtülmesine vesile.
11. Kulun sıkıntılarının giderilmesine vesile..
12. Allah ( c.c. ) ! a yaklaşma vesilesi.
13. Sadaka vermek yerine geçer.
14. Kulun ne muradı varsa Allah ( c.c. ) ' dan dileği , onun yerine getirilmesi.
15. Ruhun ve Kalbinin temizlenmesi.
16. Kulun ölmeden Cennet ' le müjdelenmesi.
17. Kıyamet gününün siddetlerinden ve deshsetlerinden kurtulma vesilesi.
18. Resullüllah ( s.a.v. ) ' ın selamına cevap vermesi.
19. Unutulduğunu hatırlamak vesilesi.
20. Meclislerin güzel kokması sebebi.
21. Kıyamet günü oturduğu kalktığı meclislerde Salavat - ı Şerife okuduğu için o toplantılardan pişmanlığa düşmemesi.
22. Fakirliğin neyhi.Salavat - ı Şerife ' ye devam eden fakir olmaz.
23. Cimrilik vasıfından kurtulma vesilesi.
24. Resulüllah ( s.a.v. ) ' in ismi anıldığında Salavat getirmeyene yapılan beddualardan kurtulma vesilesi.
25. Sahibine Cennet yolunu göstermesi , terk edenede cehennem yolunu göstermesi.
26. Allah ( c.c. ) ve Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın isimlerinin anılmadığı meclisdeki piş kokusundan , leş kokusundan kurtulması.
27. Hangi kelama , hangi işe hamd ve Salavat ' ı Şerife ile başlanırsa , onun tamama ermesi.
28. Kulun Sırat ' tan geçebilmesi.
29. Allah ( c.c. ) ve Resulüllah ( s.a.v. ) ' a cefa yapmaktan kurtulur , getirmeyen insan sie Resulüllah ( s.a.v. ) ' a eziyet etmiş olur.
30. Allah ( c.c. ) ' ın Salavat ' ı Şerife getirene güzel övgüler yağdırmasına vesile.
31. Allah ( c.c. ) ' ın merhametinin rahmetinin sebebi.
32. Bereketlerin bollukların sebebi.
33. Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın muhabbetinin devamının ve ziyadasinin ve katlanarak artmasının sebebi.
34. Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın Salavat ' ı getireni sevmesinin sebebi.
35. Kulun hidayetinin ve kalbinin , hayatının , ruhani hayatının ve kalbinin dirilmesinin sebebi.
36. Salavat ' ı Şerife getirenin isminin babasının isminin ve sülalesi ile soyunun Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın yanında anılması.
37. Sırat ' ta mahşerde ayağının kaymaması islam yolunda ayağının sabit kalması.
38. Resulüllah ( s.a.v. ) ' ınüzerinde bulunan haklarından çok az bir hakkının ödenmesinin vesilesi.
39. Allah ( c.c. ) ' ın zikri , şükrü ve iyiliğini bilmek.
40. Kulun Rabbinden suali , duası bu arada kendi isteklerinin de Mevla tarafından görülmesine , Resulüllah ( s.a.v. ) a yaptığı duayı aracı kılması.
41. Salavat ' ı Şerife rabıta üzerine okunursa Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın mübarek suretinin akla yerleşmesi ve mübarek rabıtanın kolaylaşması
42. Şeyh bulamayanların ve şeyhi olmayanın sırf Salavat ' ı Şerifeye davam ederek manen yetişmesinin garantisi. 
Alıntıdır.

Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; &quot;Cennette bir ağaç vardır ve ismi Mahbube' dir. Ak meyvesi olur, nardan küçük elmadan büyük, sütten ak, baldan tatlı ve kaymaktan yumuşaktır. O meyveden ancak bu salavata devam edenler yer.&quot;

Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve ala âli seyyidinâ Muhammed ]]></description>
        <pubDate>Mon, 12 Oct 2009 23:15:00 -0500</pubDate>
        <category>Islami Yazilar</category>
      </item>
      <item>
        <title>mümün suresi 1-2-3 ayetler</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=202</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=202</guid>
        <description><![CDATA[1- Mü'minler kurtuluşa, mutluluğa ermişlerdir.

2- Onlar ki, huşu içinde namaz kılarlar.

3- Onlar ki, boş ve yararsız şeylerle ilgilenmezler
1-Bu gerçek bir vaaddir. Daha doğrusu mü'minlerin kurtuluşa erdiklerine ilişkin pekiştirilmiş bir karardır. Bu Allah'ın verdiği bir sözdür ve Allah sözünden dönmez. Bu Allah'ın verdiği bir karardır, bu kararı hiç kimse geri çeviremez. Hem dünya hem ahiret kurtuluşu... Mü'min ferdin ve mü'min toplumun kurtuluşu... 
2-&quot;Onlar ki, huşu içinde namaz kılarlar.&quot; Kalpleri namazda, Allah'ın huzurunda bulunmanın heybeti ile titrer. Bu yüzden durulur ve derinden ürperir. Bu ürperti oradan organlara, duygu ve hareketlere yansır. Allah'ın huzurunda O'nun ululuğuna bürünür ruhları. Zihinlerini kurcalayan tüm uğraşlar kaybolur. Allah'ın ululuğunun bilincine vardıkları onunla konuşmanın verdiği huzuru hissettikleri için başka bir şeyle uğraşmazlar. Bu kutsal huzurdayken, çevrelerinde bulunan, âkıllarında yereden her şey bir kenara çekilir, kaybolur. Allah'dan başkasını görmezler. Sadece O'nu hissederler. Ancak namazdaki sözlerin anlamlarından zevk alırlar. Vicdanları her türlü kirden arınır. Her türlü leke silinir gider. Allah'ın ululuğu karşısında bunun dışında hiçbir şey barınmaz içlerinde. İşte bu noktada boşlukta yüzen zerre, ana kaynağı ile buluşur. Şaşkın ruh yolunu bulur, ürkek kalp sığınağını tanır. Bu anda Allah'a bağlanamayan bütün değerler, eşyalar ve şahıslar küçülür gider.
3-&quot;Onlar ki, boş ve yararsız şeylerle ilgilenmezler.&quot; Boş sözlerden, boş hareketlerden, boş ilgi ve düşüncelerden kaçınırlar. Çünkü mü'minin kalbini boş şeylerden, oyun ve eğlenceden, gereksiz ve yakışıksız şeylerden alıkoyan uğraşları vardır. Allah ı anmak, O'nun ululuğunu tasavvur etmek, O'nun iç ve dış alemde yeralan ayetlerini kavramaya çalışmak gibi uğraşları vardır. Evrensel sahnelerin herbiri, insan aklını bütünüyle kaplayacak niteliktedir. İnsanın düşüncesini uğraştıracak, vicdanını harekete geçirecek özelliktedir. Sonra, mü'minin kalbinin inancın yükümlülükleri gibi uğraşıları da var. Kalbi arındırmak, ruhu ve vicdanı temizlemek gibi uğraşıları vardır. Hayat tarzında yerine getirmesi gereken sorumlulukları, imanın öngördüğü yüce hayat düzeyini koruma çabaları vardır. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, toplumsal hayatı bozulmaktan ve sapıklıktan korumak gibi yükümlülükleri vardır. İnancını korumak, zafere ulaştırmak ve her zaman üstün tutmak için cihad etmek, düşmanların komplolarına karşı gece gündüz uyanık bulunmak gibi görevleri vardır... Bunlar hiçbir zaman bitmeyen, sonu gelmeyen sorumluluklardır. Mü'min bunları görmezlikten gelemez, kendini bunlara karşı sorumsuz sayamaz. Bunların hepsi de farzdır, ya farz-ı ayn ya da farz-ı kifayedir. Bütün bu görev ve yükümlülükler insanın tüm emeğini, tüm ömrünü kaplayacak yeterliliktedir. İnsanın gücü, enerjisi sınırlıdır.. Bu güç ve enerji ya insan hayatını iyileştiren, geliştirip kalkındıran bir yönde harcanacak ya da gereksiz şeyler uğruna, boşu boşuna, oyun ve eğlence için harcanacaktır. Oysa mü'min inancının gereği olarak bu enerjiyi yapıcı bir amaçla dünyanın kalkınma ve ıslahı için harcamak zorundadır.

Bu durum mü'minin kimi zaman dinlenmeyeceği anlamına gelmez. Fakat bu başka, gereksiz ve yakışıksız davranışlar, boş ve anlamsız hareketler başkadır.

]]></description>
        <pubDate>Mon, 12 Oct 2009 23:14:49 -0500</pubDate>
        <category>Islami Yazilar</category>
      </item>
      <item>
        <title>AŞK a Dair</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=201</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=201</guid>
        <description><![CDATA[EYYY...sevgili... EYYY...güzellik mayası !!!!!!!A C A B ABENİM hiçbiryere dağılmayan,Ancak sende olan düşüncemle...SENİN O dağınlık olan hançer gibiZÜLÜFlerin,Nevakit bir araya gelecek?Nezaman muradıma ereceyim?Boğaza gelmiş CANSeni görmek dileğindeGeriyemi dönsün?Yoksa çıksınmı?FERMAN ın nedir?SÖYLE.ÇÜNKÜ.. gönlü AŞK la diri olan asla ölmez.BEN de öyleyim.O halde ebediliğimiz LEVH İ MAHFUZA yazılmıştır artık.Umarım hesap gününde,O KUDSİ güzele olan SEVGİM,Ateşin mumu erittiği gibi,Yüreğimdeki AŞK ateşi,Eritecektir tüm günahlarımı.(biiznillah)EYY..RÜZGAR... yolun dost bahcesine uğrarsa..O SEVGİLİYE selamımı arzet.Sakın unutma DEKİ''ADIMI niye anmıyor... Neden kasten hatırından çıkarıyor BENİ?ZATEN HATIRLANMAYACAĞIMIZ BİR ZAMAN GELECEKTİR BİR GÜN.]]></description>
        <pubDate>Sat, 10 Oct 2009 11:07:14 -0500</pubDate>
        <category>Islami Yazilar</category>
      </item>
      <item>
        <title>AŞK a Dair (devam)</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=200</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=200</guid>
        <description><![CDATA[&gt; EYY... KUDSİ GÜZEL! Ne sesini duymyşum, nede yüzüne ERMİŞİM
&gt; Sanadır gönlümden kopan bu SÖZLERİM.
&gt; Hitabım sanadır EYY...KUDSİ GÜZEL
&gt; Sözlerim sanadır EYY...NAZLI GÜZEL.
&gt; Sana söylüyorum EYY...HİNT KUMAŞI
&gt; Sana söylüyorum EYY...İNCİ TAŞI.
&gt; Gitmiyorsun gözümün önünden, hem KIYAM'IMDASIN
&gt; Gitmiyorsun gözümün önünden, hem RUKÜM'DASIN.
&gt; Görünüyorsun heryerde, hemde SECDEDE BANA
&gt; Bir an düşünüyorum(mazallah)secdemi ediyom SANA.
&gt; RABBİM demişki görseydim eyer mübah, kadın erkeye secde EDERDİ
&gt; İnan tersini yapar, ben sana secde EDERDİM.
&gt; Bu sözlerimi okuyanlar beni dinden çıkmış SAYARLAR
&gt; Saysınlar boşver, çünkü işin içyüzünü BİLMİYORLAR.
&gt; Kimsin deme bana....... benimmmmm BEN
&gt; Öylebir benimki..içim dışım doludur hep SEN.
&gt; Acık tığımda ismini anıyor, inan açlığa DOYUYORUM
&gt; Susadığımda seni düşünüyor, ve suya KANIYORUM.
&gt; Nice gözler gördüm, kara,mavi yeşil ve elamı ELA
&gt; Seni görmeden bile, açtım sanki başıma bir BELA.
&gt; Negüzeldir bu bela !! çünkü senden GELİYOR
&gt; Eymişim boynumu, çünkü RABBİM DİLİYOR.
&gt; Uzatsa RABBİM ömrümüzü,olsakta yüz YAŞINDA
&gt; Eskimez sana sevgim,yerin var, göz yaşı ve BAŞIMDA.
&gt; Beden neki.. o hep toprağa mahküm bir CİSİMDİR
&gt; Sen ruhunla bir bütünsün, ismin CEMALİ İSİMDİR.
&gt; Bir DÜNYA sın sen, uzayda tek HAYAT YERİ
&gt; Ben ise AY ım, hayat yok bende,SENDEN GERİ.
&gt; O DÜNYA ki..kuru bir AYa nasıl tahammül EDİYORSA
&gt; Uydum deyip, etrafında dönmesine razı OLUYORSA
&gt; Sende ne olur, etrafında dönmemi KABÜL ET
&gt; Bu saygısızlığıma rağmen, bana TAHAMMÜL ET.
&gt; Biliyorum.. seni görenler hiç FARKETMİYORLARKİ
&gt; AHHH kör olasıcalar, benim gözümle sana BAKMIYORLARKİ.
&gt; Hazineler hep gizlidir, ULAŞMASINLAR DİYE
&gt; RABBİM seni gizlemiş BULAŞMASILAR DİYE.
&gt; Demekki'' yanlız ben seni görüp ve ÇARPILMIŞIM
&gt; Demekki'' yanlız ben seni farkedip ve ALKIŞLAMIŞIM.
&gt; RABBİM her hazineyi, her insana GÖSTERMEZ
&gt; SENİ benden başkası, asla ve asla BİLEMEZ.
&gt; Gösterir hazineyi kuluna,ona devleti YAŞATIR
&gt; Gösterir seni bana, ve gözlerimi YAŞAR'TIR.
&gt; Sen tatlı bir meyvesin,ben ise acı bir ÇEKİRDEK'İM
&gt; Sakla beni içinde, budur senden tek DİLEK'İM.
&gt; Ben çekirdek olmasaydım, sen meyve OLURMUYDUN? HİÇ
&gt; Ben olmasaydım eyer, sen KEŞF'OLUNURMUYDUN? HİÇ
&gt; Gülsüz diken olurda, dikensiz gül OLURMU HİÇ
&gt; SEN BİR GÜL, ben ise bir diken, bensiz OLURMUSUN HİÇ.
&gt; Sana söz demeye gücüm olmaz, RABBİM DİLEMEYİNCE
&gt; Elimden bişey gelmez, sen bende TECELLİ ETMEYİNCE.
&gt; --------------------
]]></description>
        <pubDate>Sat, 10 Oct 2009 11:07:06 -0500</pubDate>
        <category>CAN_YIKAN</category>
      </item>
      <item>
        <title>Ramazan gitti, İBADET BİTTİ </title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=199</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=199</guid>
        <description><![CDATA[Ramazan-ı Şerif'te dinî şuur kazanmış bir insan, Müslümanlığını elbette Ramazan ayı ile sınırlamaz,
Ramazan'dan sonra gömlek çıkarır gibi dinî hayatı çıkarıp da eski gaflet gömleğini giymeye yönelemez. Belki Ramazan'da kazandığı ibadet alışkanlıklarını iyice benimser, Ramazan sonrasında da aynen devam ettirme sadakati gösterir, bir ihmal ve ilgisizlik yanlışına düşmez.

Zira Rabb'imizin emrettiği Müslümanlık günlük aylık değil ömür boyu devam eden Müslümanlıktır. Nitekim ibadetin son nefese kadar sürmesi gerektiğini emreden Rabb'imiz, Hıcır Sûresi'nin son ayetinde böyle buyurmaktadır:

&quot;Sana ölüm gelinceye kadar ibadetine devam et!&quot;

Onun için Müslüman 'Ramazan gitti, dinî hayat bitti' demez. Ramazan gider; ama dinî hayat ömür boyu sürer, son nefese kadar devam eder. Kimse Ramazan Müslüman'ı durumuna düşmek istemez.

Diyelim ki, bir insan Ramazan boyu beş vaktine beş daha ilâve etmiş, sabahlara kadar namaz kılmış, akşamlara kadar da oruç tutmuş. Elinden tesbihini, başından takkesini düşürmeyen bir sofu insan hâline gelmiş, ama bu titizlik ve dikkat, sadece Ramazan ayına mahsus kalmış, Ramazan'dan sonra tesbihler, takkeler sandığa, dinî görevler gelecek Ramazan'a bırakılmış.

İşte bu, Allah yanında makbul olan hal değildir. Allah'ın insanlara ihsan ettiği el, ayak, göz, kulak gibi eşsiz nimetleri nasıl sadece Ramazan ayına mahsus kalmıyor, ömür boyu kullanıyorsak, O'nun emirlerine olan itaatimiz de Ramazan ayına mahsus kalmamalı, ömür boyu devam ettirmeli, son nefese kadar sürdürmeliyiz. O kadar ki, nasıl havasız, susuz yaşayamazsak, ibadetlerimizi de yerine getirmeden yaşayamaz hâle gelmeliyiz. Ramazan ayı bize bu aşkı şevki vermeli, bu alışkanlığı kazandırmış olmalıdır. 

Bu sebeple, bayramda bu konuyu kendi vicdanımızda değerlendirmeli, Ramazan'da kazandığımız iyilik ve ibadet alışkanlıklarımızı Ramazan'dan sonra da devam ettirme kararı almış olmalıyız. Bu karar bize, Ramazan'ı tam değerlendirenlerden olduğumuzu da ifade etmiş olur. Çünkü aldığımız bu karar, dinî hayatımızı firesiz devam ettirme kararıdır. Hayatımızı değerlendirme adına bundan daha mühim bir karar olamaz bayramlarda.

Ramazan Müslümanlığı konusunda, 1960'larda görev yaptığım Süleymaniye Camii'nin baş imamı Sadık efendinin bir sohbetini hep hatırlarım. Bayram namazından sonra kendisinden helallik isteyen cemaatten biri şöyle der:

- Hocam, Ramazan boyunca bize vaaz ettin, namaz kıldırdın hakkın geçti, helal et, gelecek Ramazan'da yine görüşmek üzere haydi Allah'a ısmarladık, kalın sağlıcakla!. Merhum şöyle devam ettirirdi bu sohbetini:

- Bayram namazında camiden böyle helalleşerek ayrılan bu Ramazan Müslüman'ı başında takkesi, elinde tesbihiyle evinin yolunu tutar. Kapıya gelince hanıma seslenir:

-Hanım aç kapıyı da al şu takkeyi, tesbihi sandığın en emin yerine sakla. Gelecek Ramazan'da yine lazım olacak. O zaman tekrar isteyeceğim bunları senden..

İşte bu tip aylık Müslümanlık Allah'ın ve Resul'ünün istediği Müslümanlık değildir. Hadis bu yanlış anlayışı şöyle tashih etmektedir:

-&quot;Efdal'ül amali edvemü-ha!&quot; Amellerin efdali, devamlı olanıdır. Ramazan'dan sonra bırakılanı değil..

 

Bu itibarla, gönlümüzün istediği, Ramazan'da kazandığımız ibadet aşk ve şevkimizi Ramazan'dan sonra da sürdürüp ömür boyu devam ettirmektir. Rabb'imiz muvaffak kılsın cümlemizi, ibadetlerimizi ara vermeden devam ettirme aşk ve azmimizi de!.

ahmed şahin]]></description>
        <pubDate>Fri, 02 Oct 2009 00:38:31 -0500</pubDate>
        <category>Islami Yazilar</category>
      </item>
      <item>
        <title>Zor zamanda yürümek...</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=198</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=198</guid>
        <description><![CDATA[
1-Hangi şart ve durumda bulunursanız bulunan İslamı yaşamaya ve tebliğ etmeye, bütün imkanlarınızı kullanarak gayret edin. Sakın dininizden taviz vermeyin.

2-Dünyanın geçici basit menfaatleri için ahiretinizi harap etmeyin.

3-Şahsınızla ilgili hususlarda her zaman hoşgörülü, affedici olun, fakat dinimizin herhangi bir hükmü mevzubahs olduğu zaman yapılması gereken ne ise mutlaka onu yapın. Bu hususta asla hoşgörülü davranmayın.

4-İslami hizmetlerde mutlaka yerinizi alın, bu hizmetleri aşk, şevk ve heyecanla, yalnızca Allah rızası için yapın. Yalnız Allah rızası için yapın. Biliniz ki Allah rızası için yapılmayan bir işde, konuşulan bir sözde asla hayır yoktur. Üstelik kişiyi vebal altında bırakır.

5-Allah yolunda hizmet ederken, bir çok engel ve sıkıntılarla karşılaşacaksınız. Sakın ola ki bu sıkıntılar, bu engeller sizleri hizmetten alıkoymasın, yılgınlık, bıkkınlık, usangınlık vermesin.

6-Hizmetler sabır ister,sebat ister, azim ve gayret ister. Fedekarlık ister. Bizim inancımızda, asla ve asla ümitsizliğe yer yoktur. Müslüman en kötü şartta bile ümitvar olacaktır.

7-Hizmet ehli kişiler, hiç beklemedikleri kişilerden, hatta en yakınlarından bile bir çok olumsuz davranışlarla karşılaşabilirler. Böyle bir durumda bile hizmet heyecanı kaybedilmemelidir. Her Müslüman, hele hele bir hizmet eri sevdalı, sancılı ve heyecanlı olmalıdır.

8- İnsan hayatı zamandan ibarettir. Zaman ise büyük bir hazinedir. Sakın ola günah sermayesi yapmayın.

9-Her insanın beşeriyet icabı iyi ve kötü yönleri bulunabilir. Bizler her zaman iyi yönlerine bakalım. Kötü işleri başkalarına zarar vermediği müddetçe onları ifşa etmeyelim. Ancak kendilerine de gizli gizli nasihat etmeyi ihmal etmeyelim.

10-Dünyada ne aldanan , ne de aldatan olalım. Hele hele asla aldatanlardan olmayalım. Ahiret işlerinde ise asla nefsimizin, şeytanın ve kötü çevrenin yanıltıcı, saptırıcı söz ve işlerine aldanmayalım.

11- Amelin az da olsa devamlı olanı makbuldür. Onun için hizmetlerimizde kulluk vazifelerimizde devamlılığa ve sürekliliğe özen gösterelim.

12-Beşeri münasebetlerde İslamın ön gördüğü esaslara azami şekilde dikkat edelim.

13-Akrabalık bağlarını asla kesmeyelim. Karşı taraf kesse bile biz kesmemek için elimizden gelen fedakarlığı yapalım.

14-Nesillerimizde ilim ehli, Kur’an ehli asla eksik olmasın. Evlerimizi bir mektep haline getirmeye gayret edelim. Ailemizin her ferdi asgaride farzı ayn olan ilimleri muhakkak öğrenmelidir.

15- İslam yaşantımızdan bir parça değildir. O hayatımızın her safha ve sahasında hükümdar olan bir nizamdır. Ona göre hareket edelim. İslamı bütünüyle, hayatımızın bütününde yaşamaya gayret edelim.

16- Dünya aldatıcı bir süstür.Bir duvaktır. O duvağın arka planını görenler, ona asla rağbet etmemişlerdir. O bakımdan dünyamız için dostlarımızla, akrabalarımızla, Müslümanlarla olan ilişkilerimizi asla zaafa uğratmayalım. 

17-Toplumda örnek insanlara, örnek ailelere, örnek cemaatlara ihtiyaç vardır. Sadece öğrenen ve öğreten değil, amel eden ve her yönü ile örnek olan kişi, aile ve cemaatlerden olmaya çalışalım.

18- Bir Müslümanın iman, ilim, amel ve hizmetlerinin meyvesi güzel ahlaktır. Güzel ahlak demek, Kur’ani ve Muhammedi ahlak demektir. Bu ahlakla ahlaklanmayanlar meyvesiz ağaca benzerler. Onun için hem kendimizi, hem de nesillerimizi Kur’ani ve Nebevi ahlakla ahlaklandırmaya çalışalım. 

19- Kibir, ucub, haset, kin, yalan ve iftira, cimrilik, acelecilik, hırs,içten pazarlıklı olmak azgın şeytanların ahlakındandır. Bu gibi kötü ahlaklardan şiddetle sakınalım.

20- Gerek şahsi işlerinizde ve gerekse İslami hizmetlerde muvaffak mı olmak istiyorsunuz, öyleyse; Önemseyecek, benimseyecek, planlayacak, fedakarane çalışacaksınız. Bu hususlara dikkat edilerek yapılacak hizmetlerde hayırlı neticeler alınır, hizmetler bereketlenir.

Hizmetin küçüğü, büyüğü olmaz. Hizmetlerde Alla rızası gözetildiği takdirde küçücük bir hizmetten çok büyük sevap alınır. Allah indinde makbul bir amel olur.
]]></description>
        <pubDate>Thu, 01 Oct 2009 00:13:48 -0500</pubDate>
        <category>Islami Yazilar</category>
      </item>
      <item>
        <title>Hased, takdiri değiştirmez</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=197</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=197</guid>
        <description><![CDATA[&lt;strong&gt;&lt;i&gt;Hased, kıskanmak, çekememek anlamında olup, kötü huylardandır. Allahü teâlânın, herhangi bir kimseye, ihsan ettiği nimetin, ondan çıkmasını istemek, hased olur. Zararlı olan şeylerin, o kimseden ayrılmasını istemek ise, hased olmaz, gayret olur. İlmini, mal, mevki ele geçirmek, günah işlemek için kullanan din adamından ilmin gitmesini istemek gayret olur. Malını haramda, zulümde, İslamiyet’i yıkmakta, bid’atları ve günahları yaymakta kullanan kimsenin, malının yok olmasını istemek de, hased olmaz, din gayreti olur. 

Bir kimsenin kalbinde hased bulunur, kendisi buna üzülür, bunu istemezse, bu günah olmaz. Kalbde bulunan hatıra, düşünce, günah sayılmaz. Hatıranın kalbe gelmesi insanın elinde değildir. Bir kimse, kalbinde hased bulunmasından üzülmezse veya arzusu ile hased ederse, günah olur, haram olur. Bu hasedini sözleri ile, hareketleri ile belli ederse, günahı daha çok olur. Hadis-i şerifte; (İnsan, üç şeyden kurtulamaz: Su-i zan, tayere, hased. Su-i zan edince, buna uygun harekette bulunmayınız. Uğursuz zannettiğiniz şeyi, Allah’a tevekkül ederek yapınız. Hased ettiğiniz kimseyi hiç incitmeyiniz!) buyuruldu. 

Allahü teâlâ, şeytanın şerrinden korunmamızı emrettiği gibi, hased edenin şerrinden de, sakınmamızı emretti. Hadis-i şerifte; (Nimet sahiplerinden ihtiyaçlarınızı, gizli olarak isteyiniz. Çünkü, nimet sahiplerine hased edilir) buyuruldu. 

Hased, ibadetlerin sevabını giderir. Hadis-i şerifte; (Hased etmekten sakınınız. Biliniz ki, ateş odunu yok ettiği gibi, hased de hasenatı yok eder!) buyuruldu. 

Hased eden, hased ettiği kimseyi gıybet eder, çekiştirir, onun dedikodusunu yapar, malına, canına saldırır. Kıyamet günü, bu zulümlerinin karşılığı olarak, hasenatı alınarak, hased ettiği kimseye verilir. Kıskançlık yapan, hased eden, hased ettiği kimsedeki nimetleri görünce, dünyası azab içinde geçer, uykuları kaçar. Hayır, hasenat işleyenlere, on kat sevab verilir. Hased, bunların dokuzunu yok eder, birisi kalır. Küfürden başka hiçbir günah, hasenatın sevaplarının hepsini yok etmez.

Hased yani kıskançlık, insanın kibirli olmasına da sebep olur. Kıskanç kimse, hased ettiği kimsede bulunan nimetlerin ondan ayrılarak kendisine gelmesini ister. Onun haklı olan sözlerini ve nasihatlerini reddeder. Ondan bir şey sorup öğrenmek istemez. Kendinden yüksek olduğunu bildiği halde, ona tekebbür eder, büyüklük taslar. İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
“Bütün kötülüklerin başı, kaynağı üçtür: Hased, riya, ucub. Kalbini bunlardan temizlemeye çalış!” 

Ucub sahibi, hep ben, ben der. Toplantılarda baş tarafta bulunmak ister. Her sözünün kabul olunmasını ister.

Abdullah bin Hubeyk hazretleri, Horasan’dan gelen ve kendisinden nasihat isteyen bir sevdiğine; “Ey Horasanlı! Dilinle yalan söyleme, gözünle harama bakma. Kalbinle Müslüman kardeşine hased etme. Kin tutma ve iyi şeyler arzu et. Eğer böyle yapmazsan, sonunda bedbaht olursun” buyurmuştur.

Abdullah-ı İsfehani hazretleri buyuruyor ki:
“İbadetlerden lezzet alamamanın sebeplerinden biri de, haram ve şüpheli yemeklerdir. Eğer yenilen lokma şüpheli ise, ondan; hırs, şehvet, hased, adavet, düşmanlık ve riya doğar.”

Hiçbir hasedci, muradına kavuşmamış, kimseden hürmet görmemiştir. Hased, sinirleri bozar. Ömrün azalmasına sebep olur. Ebu Sa’id-i Esma’i hazretleri, 120 yaşında bir kimseye rastlar ve çok yaşamasının sırrını sorar. O kimse de; “Çünkü ben, hiç hased etmedim” cevabını verir.

Ebülleys-i Semerkandi hazretleri buyuruyor ki: 
“Üç kimsenin duası kabul olmaz: Haram yiyenin, gıybet edenin, hased edenin.”

Hasedin zararı, hased edenedir. Çünkü hased olunanın, dünyada ve ahirette, bundan hiç zararı olmaz, hatta faydası olur. 

Hased edenin ömrü, üzüntü ile geçer. Hased ettiği kimsede nimetlerin azalmadığını, hatta arttığını görerek, sinir buhranları geçirir. 

Hasedden kurtulmak için, hased edilen kimseye hediye göndermeli, nasihat vermeli, onu methetmeli, övmeli, ona karşı tevazu göstermelidir. Ayrıcı onun nimetlerinin artmasına da dua etmelidir. 

Akşemseddin hazretleri bir sohbetinde; “Nimete şükret, belaya sabret. Dünyanın mutluluğuna mağrur olma. Kimseye kızma, eziyet ve cefa etme. Ömrün uzun olsun istersen, kimsenin nimetine hased etme. Kimseyi kötüleyip, atıp tutma” buyurmuştur.

Netice olarak hased etmek, Allahü teâlânın takdirini değiştirmez. Kişi, hased etmekle boşuna üzülmüş, yorulmuş olur. Kazandığı günahlar da, cabası olur. Hazret-i Muaviye’nin, oğluna nasihat olarak buyurduğu gibi:
“Hasedden çok sakın! Hasedin zararları sende, düşmanınınkinden daha önce ve daha çok hasıl olur.”&lt;/i&gt;&lt;/strong&gt;]]></description>
        <pubDate>Wed, 30 Sep 2009 08:09:01 -0500</pubDate>
        <category>Sohbetler</category>
      </item>
      <item>
        <title>içmeden sarhoş olmak.</title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=196</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=196</guid>
        <description><![CDATA[&lt;span style='color:red'&gt;Sarhoş olmak ne demektir, önce bunu konuşalım. Aslında insanların kendinden geçmesi, etrafında olup bitenden haberdar olmaması, bilinçsiz hareketler yapma potansiyelinin çok yüksek olması, diye özetlenebilir. Sağlıklı bir insan içmeden sarhoş olabilir mi? Aslında olabilir, ama tek akla gelen sanırım aşk sarhoşluğu olacaktır. Kimisinde ilahi aşk olur, kimisinde insan, kimisinde doğa, kimisinde hayvan. Yani çeşitli şeyler insanları aşk sarhoşu edebilir. Ancak bizim bahsetmek istediğimiz sarhoşluk bunların hiç birisi değil. 

 
Resul, Nebi, Evliyaullah , ve Büyük Alimlerin ne yaşadığını bilmediğim için işin içine katamıyorum ancak, onların dışındaki bütün insanlar büyük zamanını sarhoşluk içerisinde geçiriyor. Allah’ı, yarattığı bu sistemin mükemmeliyetini düşünmediğimiz her an bizim için sarhoşluk anıdır. Çünkü bunları düşünmediğimiz zaman Allah’ın sistemine ters bir sürü hareket yapıyoruz, gereksiz konuşuyoruz, gülüyoruz, eğleniyoruz. Hangi birimiz birisinin anlattığı fıkraya gülerken Allah’ın mükemmeliyetini, sistemin dehşetini düşünüyor? İşte güldüğümüz o an bizim için kesin bir sarhoşluk anıdır. Bunun gibi çok örnek verilebilir.

 
Allah bizlere bu sarhoşluktan kurtulmamız için bütün yolları göstermiş, kendisine ulaşabileceğimiz yolu projektörler ile aydınlatmıştır. Nefsimiz ve şeytan bizi sürekli sarhoşluk içerisinde tutarak Allah tan uzaklaşmamız için elinden geleni yapar. Bizim ise bu tuzağa düşmeyerek, sürekli tefekkür halinde bulunmamız, ibadetlerimizi yerine getirmemiz, İslami eserleri elimizin altında bulundurmamız gerekmektedir.

 
Resul Allah efendimizden bir hadis: “Sizler benim bildiklerimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz.”
&lt;/span&gt;İçmeden Sarhoş Olmak.

 
 
]]></description>
        <pubDate>Wed, 30 Sep 2009 07:08:13 -0500</pubDate>
        <category>Sohbetler</category>
      </item>
      <item>
        <title>İbni Arabi yi Savunan İbni Hacer El-Askalani Rahimehullah.. </title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=195</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=195</guid>
        <description><![CDATA[İbn Hacer el-Askalânî (ö.852/1449)

Eski Mısır’da doğan İbn Hacer’in künyesi Filistin’deki Askalân şehrine nispetle çoğunlukla Askalânî olarak kullanılır. Fıkıh, tefsir, lugat, tarih, edebiyatbaşta olmak üzere bir çok ilim dalından dersler almış ve özellikle hadisilminde “hâfız” unvanına ulaşmıştır. 

Hadis hocalığının yanı sıra BaybarsHankâhı’nda meşihat görevini üstlenmiş ve bir çok medresede ders vermiştir.Kendisinden pek çok talebe faydalanmış olup Şemseddin es-Sehâvî bunlardan 500 kadarının adını zikretmektedir. 

Yaklaşık kırk yıl Mısır Şâfiî başkadılığı görevinde bulunan İbn Hacer Kahire’de vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir.[1] 

Hayatının büyük bir bölümünü hadis ilmine veren ve bu ilmin hem rivâyet hem de dirâyet sahalarında devrin en yetkili âlimi olan İbn Hacer’in, İbnü’l-Arabî’nin Firavûn’un imânı hakkındaki görüşüyle ilgili fetvâsı şöyledir:

“Allah’ım bizi iftira etmekten ve hataya düşmekten koru. Firavun’un kaderindeiman etmek vardı. 

Cenâb-ı Hak onun önce aklını elinden almış,iman etmeyi düşünmeksizin dalâlet içinde yaşamasını sağlamış ancak kaderindiman etmek olduğu için ölüm anında ona aklını geri vermiş, kendisine yönelerek tevbe ve iman etmesini nasip emiş ve imanlı iken canı almıştır. 


Nitekim Peygamberimizin “Allah kaza ve kaderini gerçekleştirmek istediğinde akıl sahiplerinin aklını alır Kazave kaderini gerçekleştirdikten sonra ise akıllarını onlara geri verir ve böylece ibret almalarını sağlamış olur.”[2] mealindeki sözü bu hususu ifade etmektedir.İbnü’l-Arabî sahili olmayan engin bir deniz gibidir.

Öylesine büyük birokyanustur ki dalgalarının sesi duyulmaz.İbnü’l Arabî’yi vasfedebilecek ne bir sıfat ne bir hâl ne de bir makâm vardır.

Kim ben şeyhi anlattım derse bilsin ki onun hakkında hiçbir bilgisi yoktur.”[3]

Dipnotlar. 

[1] M. Yaşar Kandemir, “İbn Hacer el-Askalânî”, DİA, c. XIX, ss. 514-531.
[2] Hadisin ilk kısmı İbn Hacer’in Lisânü’l-Mîzân (Beyrut 1986, c. V, s. 366) adlı eserinde geçmektedir.
[3] Süleymaniye Ktp., Nâfiz Paşa, no: 685, vr. 5a.
]]></description>
        <pubDate>Wed, 30 Sep 2009 03:21:01 -0500</pubDate>
        <category>Islami Yazilar</category>
      </item>
      <item>
        <title>İbni Arabi yi Savunan İbni Hacer El-Askalani Rahimehullah.. </title>
        <link>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=194</link>
        <guid>http://www.islamgulleri.gen.tr/readarticle.php?article_id=194</guid>
        <description><![CDATA[İbn Hacer el-Askalânî (ö.852/1449)

Eski Mısır’da doğan İbn Hacer’in künyesi Filistin’deki Askalân şehrine nispetle çoğunlukla Askalânî olarak kullanılır. Fıkıh, tefsir, lugat, tarih, edebiyatbaşta olmak üzere bir çok ilim dalından dersler almış ve özellikle hadisilminde “hâfız” unvanına ulaşmıştır. 

Hadis hocalığının yanı sıra BaybarsHankâhı’nda meşihat görevini üstlenmiş ve bir çok medresede ders vermiştir.Kendisinden pek çok talebe faydalanmış olup Şemseddin es-Sehâvî bunlardan 500 kadarının adını zikretmektedir. 

Yaklaşık kırk yıl Mısır Şâfiî başkadılığı görevinde bulunan İbn Hacer Kahire’de vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir.[1] 

Hayatının büyük bir bölümünü hadis ilmine veren ve bu ilmin hem rivâyet hem de dirâyet sahalarında devrin en yetkili âlimi olan İbn Hacer’in, İbnü’l-Arabî’nin Firavûn’un imânı hakkındaki görüşüyle ilgili fetvâsı şöyledir:

“Allah’ım bizi iftira etmekten ve hataya düşmekten koru. Firavun’un kaderindeiman etmek vardı. 

Cenâb-ı Hak onun önce aklını elinden almış,iman etmeyi düşünmeksizin dalâlet içinde yaşamasını sağlamış ancak kaderindiman etmek olduğu için ölüm anında ona aklını geri vermiş, kendisine yönelerek tevbe ve iman etmesini nasip emiş ve imanlı iken canı almıştır. 


Nitekim Peygamberimizin “Allah kaza ve kaderini gerçekleştirmek istediğinde akıl sahiplerinin aklını alır Kazave kaderini gerçekleştirdikten sonra ise akıllarını onlara geri verir ve böylece ibret almalarını sağlamış olur.”[2] mealindeki sözü bu hususu ifade etmektedir.İbnü’l-Arabî sahili olmayan engin bir deniz gibidir.

Öylesine büyük birokyanustur ki dalgalarının sesi duyulmaz.İbnü’l Arabî’yi vasfedebilecek ne bir sıfat ne bir hâl ne de bir makâm vardır.

Kim ben şeyhi anlattım derse bilsin ki onun hakkında hiçbir bilgisi yoktur.”[3]

Dipnotlar. 

[1] M. Yaşar Kandemir, “İbn Hacer el-Askalânî”, DİA, c. XIX, ss. 514-531.
[2] Hadisin ilk kısmı İbn Hacer’in Lisânü’l-Mîzân (Beyrut 1986, c. V, s. 366) adlı eserinde geçmektedir.
[3] Süleymaniye Ktp., Nâfiz Paşa, no: 685, vr. 5a.
]]></description>
        <pubDate>Wed, 30 Sep 2009 03:19:45 -0500</pubDate>
        <category>Islami Yazilar</category>
      </item>
    </channel>
  </rss>
